Yaşam

Aladağ Yurt Yangını Sönmeyen Ateş

Yurt yangını
Avatar

“Bugün okula gitmem için 8 günüm kaldı. 4. Sınıfı bitirdim. 5’e geçtim.  Aladağ’a, Süleymancılara gidiyorum. Annem ve babam benim için her şeyi yapıyor. Benim okumam için her şeyi yapıyorlar. Ben de okumak için her şeyi yapıyorum. Eğer ben okursam kardeşlerimi de okuturum. Okumak için elimden gelen imkânları değerlendireceğim.”

Adana Aladağ Yurt Yangını

Sevgili okur, yukarıdaki satırlar Adana Aladağ’da bulunan Süleymancılara ait olan kız öğrenci yurdu(!)’nda kalan ve Kasım 2016’da yurtta çıkan yangında hayatını kaybeden Cennet’in günlüğünden. Cennet, yazının başlığını “OKULUM” koymuş. Henüz 5. Sınıf öğrencisi olan Cennet “okulum” diye bir dini cemaatin yurt dediği evinde kalmak zorunda kalıyor. Çünkü Cennet’in ve onun gibi onlarca arkadaşının başka seçeneği yoktu. Bulundukları yerlerde okul yok, okul varsa kalacak yurt yok, yurt varsa devlet yurdu yok. Aileler çaresiz, milli eğitim müdürünün kapısına dayanıyorlar çözüm için. Nihayetinde koca devlet bu! Ama devleti makamında bulamıyorlar. Devlet gitmiş. Devletin yerinde cemaatler palazlanmış! Kapısına gelen ailelere “hallederiz” diyor milli eğitim müdürü. Faaliyet izni alması için gerekli tüm imkânları uğruna seferber ettikleri cemaat evlerine gönderiyorlar çocukları. Nihayet “hallediyor”lar. Aileler minnetle ayrılıyorlar kapısından “devlet”in. Gönül rahatlığı ile yoksulluklarına dönüyorlar. Ta ki yurt yangını haberi gelene kadar.  Yurt yangını haberini alır almaz bu kez adalet için kapısına koşuyorlar devletin. Adalet sözüyle çamura bulanmış toprak yollardan tekrar evlerine dönüyorlar. Adalet dağıtmak için kimi üst düzey memurlar geliyor mahallelerine. Adalet yolda kalmasın diye de on yıllardır bataklık olan yollar bir güzel iyileştiriyor.  Ama bu bizim bildiğimiz türden bir adalet değil. Bu, onların adaleti. Seçimlerde tabanını sandığa göndermiş cemaatlere olan borcun ödenme vakti gelmişliğin adaleti bu.

Adana Aladağ yurt yangını

Yurt yangını

İsim ya da kimlikleri önemli değil ama ödül gibi cezalarla işin içinden sıyrılan tüm sorumlular şimdi özgür. (Sadece burada durup gazeteci İsmail Saymaz’ın  Kimsesizler Cumhuriyeti kitabını önermek isterim)

Peki neden? Neden bu çocuklar cemaat evlerindeydi. Neden normal okullara gönderilmediler. Aladağ’daki cemaat evinde yanarak hayata veda çocuklar, bu ve benzeri kurs ve evlerde tacize maruz kalan çocuklar neden bu karanlığın içindeydiler?

Bizi Öldüren Devlet Değil, Devletsizliktir!

Cemaat yurtları yangın

Yurt yangını

Cevabı aileler verdi; “başka çaremiz yoktu.” Ailelerin çocuklarını cemaat yurtlarına göndermekten başka çaresizlikleri de oldu ne yazık ki. Adaleti aradıklarında susmaları ve vazgeçmeleri için karşı karşıya kaldıkları tehditlere boyun eğmeleri diğer çaresizlikleri idi. Susarsanız en azından diğer çocuklarınıza sahip çıkıp onları devlet memuru yaparız teklifi ve “en azından hayatta olan” diğer çocukları için susmak zorunda kalmaları diğer çaresizlikleri. Vazgeçmemeleri halinde adaletin temin olacağına dair umutsuzlukları diğer çaresizlikleri ve nihayet takdir-i ilahı kaderciliği diğer çaresizlikleri!

Aladağ

Yurt yangını

Sağlıksız ve güvencesiz çalışma koşullarına ve taşerona mahkûm edilen anne babaların çocukları da cemaatlere mahkûm! Adalet? Yok.

Kurallar Belli, Güçlü Olan Hayatta Kalır

Cemaatlere mahkûm olmayan ülkemizin diğer çocukları da ya fanatizme, ya ırkçılığa, ya uyuşturucu müptelalığına veya da amaçsızlığa mahkum! Şanslı doğanlar ise ailelerin desteğiyle iyi bir üniversitede ya da yurt dışında eğitimini tamamlayıp onu bekleyen kariyere kavuşuyor. Ne de olsa üniversiteler özel kontenjanlarıyla her yeni yıl rekabete ve piyasaya “nitelikli” elemanlarını hazırlamak için alımlarını yapıyor. Bilim merkezi üniversitelerin tanıtımları yine reklamlarla ayakta durabilen özel televizyon kanalları ve gazetelerce yapılıyor. Reklamı çok olan üniversitede okuyan, referansı güçlü bir beyaz yakalı oluyor piyasa için. Nihayet orta sınıf olma hayalleri böylece dönen çarklarca tamamlanıyor.

Aladağ yurt yangını

Yurt yangını

Kurallar baştan belli; şansı olan kazanır, olmayan kaybeder. Güçlü olan hayatta kalır, olmayan ise yenilir. Zayıf olan güçlü olana biat eder. Adalet? Yok!

Liberal Ahlakın Zaferi

Sevgili okur. Bir ırkın diğerlerinden daha üstünü olduğunu savunan hastalıklı düşünce nasıl ırkçılıksa varsıllığı ve yoksulluğu da kural olarak gören hastalık da sınıfçılıktır. Geçmişte Hitler, Mussolini gibi faşist diktatörler nasıl ki insanlığa cehennemi yaşattıysa bugün de özel okullarda, yurtdışında okuma imkanı bulan, referanslarla özel ve kamu kuruluşlarına yerleşen ve kendisi kadar “şanslı” olmayan bireyleri bunu hak etmeyen varlıklar olarak görüp yaşadıkları hayatı onlara reva gören, yoksulları aşağılayan küçük bireyler de tıpkı faşist diktatörler gibi hayatı cehenneme çeviriyorlar. Geçmişte ırkçılık ile sınanan toplum bugün sınıfçılık ile sınanıyor.

emperyalizm

Aladağ yurt yangını

Çocuklar için okul, okullar için kütüphane, üniversite mezunları için iş, köyler için yol, çalışanlar için sosyal haklar ekonominin kalburu olarak görülüyor.

Sendikaları çalışma hayatından çıkaran, sosyal devleti modası geçmiş bir siyasal model olarak görüp küçümseyen, sosyal adaleti ve aydınlanmayı komünistlikle suçlayan liberal ahlak anlayışı en sonunda zaferini ilan etti. Tarihin ve ideolojilerin sonu post modern savı kapitalizmin zaferiyle taçlandı(!) Planlı ekonomi, sosyal devlet anlayışı, üretim, aydınlanma felsefesi, toplumsal değerler sadece hayatımızdan değil, eğitim müfredatımızdan da çıkarıldı.

Emperyalizm Ulus Devletleri Tasfiye Etti

Truman Doktrini- Marshall Planı’ından itibaren hayatımıza giren ve uluslar arası siyasetin ötesine geçip hayat tarzımız haline gelen liberal ahlak, bireycilik ve rekabetçilik; yarattığı ahlaki erozyonla adaleti de silip süpürdü. İktisatta serbest rekabet, piyasacılık; siyasette dini gericilik, popülizm, hamaset, ırkçılık ile etnik siyaset üzerinden beslenen liberal anlayış post modernizm kılıfıyla nihayet kültür hayatımızda da hakim hale geldi. Aydınlanmanın temel değerlerini, bağımsızlıkçılığı ve antiemperyalizmi yabancı düşmanlığı ile suçlayıp miadı dolmuş paradigmalar ilan etti. Bütün dünyayı taşeronlaştıran emperyalizm ulus devletleri bir bir tasfiye etti. Resmi ideolojiler yeni baştan yazıldı. Üniversiteler öğütüldü, kültür dünyasında bütün temalar yerini bireysel acılara, karmaşaya bırakıldı. Yayınevleri dahil tüm sanat faaliyetleri finansal kapitalizmin sponsorluğuna ve tekeline mahkum edildi. Akademi piyasaların kalifiye eleman ihtiyacı için imalathaneler haline getirildi. Çok kazanmanın ve hırsın gösteri alanı geldi.

Cemaat yurt yangını

Yurttaşlığın anayasal güvencesi ortadan kaldırıldı. Cinsiyetler yeniden tanımlandı. Toplumsal muhalefet sınıfsal özünden koparılıp kimlikçiliğe teslim oldu. Liberal kirlenme eğitim öğretim hayatından, çok satan popülist yayınlar ve medya sayesinde aile hayatımıza kadar girdi.  Bütün toplumsal ahlak paradigmaları baş aşağı edildi.  Antikomünizmden kalma kökten dincilik küresel sermayenin ihtiyaçları gereği ılımlı hale getirildi. Irkçılık ve milliyetçi dalga aklı, aydınlanmayı ve yurttaşlığı boğdu.

Feodal gericilik halkların zenginliği ve özgürlüğüymüş gibi sunulurken halkların gerçek kültürel kimliği feodal gerçekleşmişcesine hâkim ulusçuluğa boğduruldu.

Sosyal Devletin İkamesi Olmaz

Dinci cemaatlerin kendi aralarındaki mehdilik kavgasında sahip oldukları imtiyaz ve kitlesellik en büyük silahları oldu. Ve yine bu orman kanunlarınca mehdi adaylarının müritlerinden şanslı olanlar bürokrasiye, eğitime ve silahlı güçlere sızabildi. Böylece bütün cumhuriyet kurumları dinci cemaatlere teslim oldu. Böylece Cennet’tin hayatına mal olan çaresizliğe kimse ses çıkaramaz oldu. Çünkü artık devlet yok, hâkim bir klik vardı. Çünkü artık yurttaşlık anayasal güvencesini yitirmişti.

Çünkü artık dinci cemaatlerin sesini çıkaran kim varsa tehdit etmesi karşısında konuşacak kimse yoktu. Çünkü artık hukuk yoktu.

Dinci cemaatlerin istismarına şu ya da bu şekilde maruz kalanların yanında gönüllü avukatlar ve daha önce çalıştığı kurumlardan kovulmuş olan birkaç gazeteci dışında kimse yoktu. Ve hala devletin boşluğunu birkaç gönüllü hukukçu ve duyarlı aydın doldurmaya çalışıyor.

Ve ancak şunu anladık ki sosyal devletin ikamesi olmaz! Sosyal devlet ihtiyacı herhangi bir sivil kurum ya da cemaatçe doldurulamaz.

Ve şunu anladık ki bizi öldüren devlet değil; devletsizliktir.

Ve artık cumhuriyet sonbaharını geride bırakmış karanlığa boğdurulmuş.

Artık eğitim kurumlarından Anadolu’nun uzak köylerine gidip yoksul aile çocuklarının okuması için okul – köy enstitüleri inşa eden, onların genç beyinlerini kültür ile aydınlatan, yüreklerini sanatla ısıtan eğitimciler yetişmiyor.

köy enstituleri

Artık Anadolu çocuklarını tiyatro ile toprağı ve tohumu ile tanıştıran, çalışmanın ve üretmenin erdemlerini anlatan gibi bir eğitim müfredatı yok.

Henüz yirmi yaşına dahi gelmemiş uyuşturucudan can vermesi devletin sorunu değil. Genç kızların masaj salonlarında neden çalıştığı sorusu da devletin sorunu değil. Devletin sorunu hep bir sonraki seçimler ve kendi müritlerini var etmek için giriştiği toplumsal mühendislik projesi.

Fakat görünen o ki iktidarın tarif ettiği dindar ve altın nesilden ziyade giderek W. Reich’ın analizini yaptığı faşizmin kitle ruhu inşa ediliyor.

Ancak bu tutulmasına karşın akıl çağında kalabilmekte ısrar edebilmek ve “modası geçmiş” aydınlanma felsefesine sarılabilmek gelecek için hala bir umuttur.

Sosyal devlet ve sosyal adalet için hala ısrar edebilmek bir umuttur.


Bir önceki “2019 Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu ” başlıklı yazımızda,  Oscar kazanan filmleri, Oscar’a layık görülen oyuncuları, gala gecesinde yaşananları, Oscar gecesinden unutulmaz anları ve kareleri derlediğimiz, tüm dallarda ödül kazanan filmleri listelediğimiz içeriğimize ulaşabilirsiniz.

Yazar hakkında

Avatar

Uğur Yıldız

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunu... Yazmaya, okumaya ayırdığı kadar vakit ayıramasa da yazmayı, hayatın sert akıntısında yitip giden değerleri kurtarmak olarak tanımlıyor. Bu yüzden olacak ki düşüncenin, kurallardan ve sert tanımlamalardan uzakta kendine, tam da hayatın içinde imkân bulduğunu söylediği edebiyatı ve edebiyatın özgür alanını seviyor. Modern hayatın getirdiği hızın, telaşın, hırsın, yüzeyselliğin, unutkanlığın ancak yazılı kültür ile aşılacağına inanıyor. Okuduğu bölüme dair yaklaşımıysa; biraz şaka biraz gerçek ‘işsiz bir gazeteci olmaktansa işsiz edebiyat mezunu olmayı yeğlerdim’ şeklinde.

Yorum Yap