Yaşam

Gramofon Baba

Gramafon Baba
Avatar

“Ahh… Ada sahilinde bekliyorum. Yârim seni seviyor, istiyorum” diyen Hamiyet Yüceses’in hoş sedası gramofonların demirlediği korunaklı limanı doldururken, altın sarısı bir gramofonun başında, onu bir insanı dinler gibi dikkatlice dinleyen ve elindeki eski bir bezle nazikçe silen Gramofon Baba‘yı görüyoruz. Neredeyse üç adımda bitirebileceğimiz bu sevimli dükkânın duvarlarındaki raflarda gramofon aynaları, kutuları ve eski gazete kupürlerinden tarihin tozlu sayfalarından yayılan o eski kokuyu duyuyoruz…

Çok eski zamanlardan beri gramofon tamir eden Mehmet Öztekin, baba mesleğinde 60 yılı devirmesine rağmen işine duyduğu heyecanı ve ilgiyi yitirmemiş. İstanbul’un yaşayan tek gramofon ustası olarak bildiğimiz Mehmet Bey’in, namıdiğer Gramofon Baba’nın kendi gibi mütevazı dükkânında küçük bir sohbet gerçekleştiriyoruz. Az ve öz konuşmayı seven nazik ve biraz da mesafeli olan Gramofon Baba bizi geri çevirmiyor ve birlikte küçük bir sohbet gerçekleştiriyoruz.

gramofon

Siz taş plakların dilini biliyorsunuz, ruhunu anlıyorsunuz. Gramofonun derdinden de anlıyorsunuz. Biz yetişemedik, anlamak için çabalıyoruz ama nafile… Ne diyorlar bize?

Ben çok özel bir iş yapıyorum; gramofon ustasıyım. Kendimi şanslı hissediyorum; çünkü sevdiğim işi yapıyorum. Bu, herkese nasip olmaz. Hayatta herkese sevdiği işi yapmak kısmet olmaz. Gramofon tamiri, baba mesleği. Usta-çırak ilişkisiyle öğrendim bu işi. O dönemlerde gramofon çok kıymetliydi. Her semtte belki de birkaç kişi de bulunurdu. Babamın yanında çıraklık yaparken gramofonlara dokunamazdım bile, yalnızca parçalarının toparlanmasına yardım ederdim. Dediğim gibi gramofon değerli bir şeydi. Ben, o günleri yaşadım. Gramofonun, taş plakların değerli olduğu günleri gördüm ve gerçek musikinin de ne demek olduğunu biliyorum.

Siz televizyonda gördüğünüz, dinlediğiniz şeyi musiki zannediyorsunuz; çünkü o dönemleri yaşamadınız, gerçek musikiyi bilmiyorsunuz. Yani, alternatifiniz yok. Burada faturayı sizlere değil, aslında anne ve babalarınıza kesmek gerekiyor. Dejenere olmuş kuşağın yetiştiricileri bu anne babalar…

Gramofon Baba; “Musiki Ruhumuzu İyileştiriyor”

Musiki, insanın yaratılışından bu güne değin geçen süre içerisinde hep vardı. Musiki, bir ilaç aslında; ruhumuzu iyileştiriyor, tedavi ediyor. Nasıl ki bir ilacı içerken suyla ya da belli aralıklarla içmek gerekiyorsa, elbette gramofonda musiki dinlemenin de bir adabı vardır; ancak bunun ne olması gerektiği noktasında bizi tetiklemez. Musikinin anlamı başkadır çünkü. Onun empoze ettiği; ruhun etkilenmesi, duyguların harekete geçmesi, müzikten zevk alınmasıdır.

Gramofon Baba

Musikide doğallık var, lezzet var. Sanatçısı dahi Allah tarafından özel olarak seçilmiş, ona özel bir ses verilmiştir. Günümüzde gelişmiş bir teknoloji var ve bundan, her şeyin çok daha kaliteli olacağı sonucuna ulaşılıyor; ancak öyle değil. Bugünün teknolojisiyle dinlediğiniz müzikten, gramofon ile dinlenen musikiden aldığınız lezzeti, duygusallığı ve romantizmi alamazsınız. Çünkü gramofonda temel unsur; beste, güfte ve sestir.  Bu üç güzellik bir araya geldiği zaman burada büyük bir lezzet ve büyük bir haz olur. İşte gramofonu bugün ayakta tutan esas özellik de bu. Bir Münir Nureddin’in bestesi ve sesi, bir Yahya Kemal’in mısraları bir araya geldiği zaman, “Sana dün bir tepeden baktım ey aziz İstanbul… Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diye bir güzellik çıkar ortaya. Fakat, aziz İstanbul’u gelin bir de şimdi görün…

“Mücadelemi Sürdürüyorum”

Benim bu işi yapmamdaki esas gayem ilk olarak ekmeğimi kazanmak, çarkımı döndürmek. Daha sonra ise; bozulan, dejenere olan böyle bir ortamda kendi alanımda mücadele vermek. Bunu yalnızca gramofon için söylemiyorum, elimden geldiğince mücadelemi sürdürüyorum.

Bir önceki, Yazı Yazmak : Uçmayı Öğrenmek başlıklı yazımızda, yazma eylemi nedir, yazma eylemindeki temel özellikler ve yazmak doludizgin konularına ilişkin önemli bilgiler yer alıyor.

Yazar hakkında

Avatar

Gül Demirdaş

Marmara Üniversitesi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun genç iletişimci; okur, yazar, çizer, araştırır, gezer, keşfeder, paylaşır… Editörlük yapan, bunun yanında şiir ve öykü yazmaktan da kendini alamayan yazar adayı, “Yazmak, en zoru; kimi zamansa en kolayı. Zorluğunda ya da kolaylığında değilim ben işin. Yazarak var oluyorum, hepsi bu” diye özetliyor yazmayı.

Yorum Yap