Kültür Sanat

Kadro Hareketi

Kadro hareketi
Avatar

Kadro dergisi ya da Kadro hareketi son dönemde yeniden tartışılmaya ve üzerinde birtakım araştırmaların yapılmaya başlandığı Cumhuriyet tarihinin oldukça önemli bir düşünce hareketidir. Kadro dergisi Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İsmail Hüsrev Tökin, Burhan Asaf Belge ve Mehmet Şevki Yazman’ın kuruculuğunu ve ideologluğunu yaptıkları Cumhuriyetin kuruluş döneminin “devletçilik” ilkesi ve ulusal bağımsızlıkcılık düşüncesi üzerine şekillenen Cumhuriyetin teorik arka planını oluşturmaya amaçlayan bir aydın topluluğunun bu minvaldeki girişimlerinin pratik bir sonucudur. Dergi 1932 – 1935 yıllarında yayımlanır ve toplamda 35 sayı olarak okuyucuyla buluşur.

Kadro dergisi yukarıda isimlerini andığımız aydınların eliyle var edilmiş ve yaşatılmıştır. Bu aydınlar batı kültürüyle tanışmış, yaşadıkları dönem itibarıyla Osmanlı İmparatorluğunun dağılış ve çöküş dönemine, Balkan Harbi’ne, 1. Dünya Savaşı’na Milli Mücadele’ye Cumhuriyet’in ilanına, Sovyet devrimine, Avrupa’daki sınıfsal ve sendikal hareketlere şahitlik etmiş; bu büyük deneyimlerden dersler çıkarmış ve yine bu anlamda düşünce dünyaları bu çok yoğun dönemlerde şekillenmiştir. Aralarında sadece Yakup Kadri Karaosmanoğlu hariç olmak üzere diğer isimler bir şekilde marksizmle tanışmış; sol- sosyalist bir eylem ya da düşünce tarihine sahiptirler. Genç cumhuriyetin iktisadi kalkınma için giriştiği arayışların sonuçlarında da biridir aynı zamanda Kadro deneyimi. Farklı geçmişlerden gelen bu aydınlar 1929 büyük iktisadi buhranın yaşanmasının ardından İsmet Paşa’nın da etkisiyle kolları sıvadılar ve ulusal kalkınma yolunda kapitalizm – sosyalizm ikileminde bir “üçüncü yol” arayışına girdiler.

Dergi 1932 – 1935 yılları arasında toplamda 36 sayı çıkarılır. Dergide yayımlanan yazılar ileride ayrıca değineceğimiz “Kadroculuk” akımını ifade eder. Ki Kadroculuk Türk İnkılabının özgünlüğünü de izah etmeye çalışır; bu amacı güder. Bireysel yaşamları ve Türkiye Komünist Partisi ile Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ile olan geçmiş bağları nedeniyle Kadroculara “sosyalist” diyenler olmuştur. Ancak sınıfsal perspektifi dışarıda bırakıp tümüyle ulusalcı bir çizgide olmaları ile Türkçü -Turancı yaklaşıma da sıcak bakmaları (en azından bir dönem için) nedeniyle “nasyonalist” ya da “faşist” diyenler de vardır. Nihayet marksizmle başladıkları yolculuklarını “Kemalizm” ile noktaladıkları için “hain” diyenler de çıkmıştır.

Kadrocular

Kadro hareketi

Ancak yazının amacı tüm bu ideolojik argümanları bir kenara bırakıp sadece tarihsel – belgesel bir amaçla konuya eğilmeye çalışmaktır. Ki Kadrocular bunu hak eder. Öyle ki bu model sadece kendi dönemlerinde değil; yakın tarihimize kadar uzanan çok uzun bir dönemde incelenmiş ve etki bırakmışlardır. Kadrocuların kapitalizme kapı aralamak şöyle dursun; kapitalist – liberal bir çizgiyi dışarıda bırakarak ulusal bağımsızlıkçı ve anti sömürgeci bir yaklaşım iddiası sergilemeleri ve Türk inkılabına da bu manada bir yön verilmesi yönündeki gayretleri ile tarihsel materyalizmi bir yöntem bilim olarak seçip Anadolu’nun özgün koşullarını açıklamaya çalışması Türkiye’nin siyasi ve düşünce tarihinde derin izler de bırakmıştır. Kadrocuların bu özgünlük arayışları ve bu özgünlüğe dair ürettikleri fikirler ileride Türkiye devrimci hareketinin kıvılcımını oluşturacak Yön dergisinin de izleği olacaktır. Bilhassa Türkiye’ye özgü sosyalizm fikri üzerine çalışan ve üreten Behice Boran ve Uğur Mumcu gibi aydınlarımız Kadroculuk’tan mutlak suretle etkilenmiş; kendi tezleri üzerine çalışmalar yürütürken Kadro’yu da tartışmaya açmışlardır.

Kadro’nun yayım hayatı tek parti dönemine denk gelir. Dergi tek parti rejimine ne tam anlamıyla bir olumlu yaklaşım ne de rejime karşı bir eleştirel tutum sergiler. Daha çok etkileme ve yönlendirme politikası sergilemiştir.

Kadrocular, tezlerini devletçilik tezi üzerine inşa ederler. Ancak o dönem için uygulanan ya da uygulanmaya çalışılan devletçilikten de farklı bir yaklaşımı ifade ederler. Liberalizm – kapitalizm ve sosyalizm dışında; bu iki ideolojik çizgiye eklemlenmeden özgün koşulların somut tahlili üzerinden özgün de bir model yaratmaya çalışırlar. Kadrocu aydınlar ülkenin sosyal ve ekonomik durumu hakkında tahlil ve gözlemlerinin ifade ederken yöntembilim olarak tarihsel materyalizm ve diyalektiği benimsediklerini; felsefi anlamda marksist çizgide olduklarını açıkça ifade etmekte hiçbir beis görmezler. Ancak marksist ekonominin kuramının temel argümanı olan “sınıf” kavramına mesafeli durmayı bir yana bırakalım onu tümüyle dışarıda bırakırlar. Türkiye toplumunda sınıfsal bir yapının tahliline asla girmezler. Söylem ve yazıları sınıfsal perspektiften ziyade ulusal çerçevededir. Sınıf yaklaşımı bu aydınlarca küçümsenir desek yanlış olmaz. Ancak kadrocuların küçümsedikleri bu “sınıf” konusu onların da sonu olacaktır. Zira derginin kapanması parti içerisinde giderek güçlenen bir seçkin sınıfın derginin yazı ve çizgisinden giderek rahatsız olmasıyla vuku bulacaktır. Ancak biz şimdilik Kadro hareketi ne biraz daha tanımaya devam edelim.

Kadro Yayım Hayatına Başlarken Ulusal Ve Uluslararası Durum

1932 yılında yayın hayatına başlayan Kadro için bu yıllar hakikaten çok zor yıllardır.. Zira Türkiye’nin çok partili hayata geçiş denemesinde başarısız olunmuş, ortalık bir hayli hareketlenmeye başlayıp rejim aleyhine doğrudan kalkışmalar da meydana gelince pek çok muhalif yayın susturulmuştur. Bu durum Kadro için daha fazla göz önünde olmak demekti. Aynı dönem tüm dünyada eş zamanlı olarak ülkemizde de 1929 büyük ekonomik buhranı yaşanmıştır. Uluslararası ölçekte birçok büyük işletme iflas etmiş, kitlesel işsizlikler söz konusu olmuş, çöken ekonomiler ve uluslararası çapta yaşanan ekonomik kriz etki yarattığı her toplumda büyük bir ahlaki ve değer erozyonu yaratmıştı. Bu kriz ile aynı zamanda piyasa ekonomisinin meşhur “görünmeyen el” tezi çökmüştü. Tüm dünya yeniden kamuculuk üzerine düşünmeye başlamıştı. İzmir İktisat Kongresi ile bir kalkınma planı hazırlayan Cumhuriyet kadroları da aynı şekilde kamuculuk – devletçilik üzerine bir kez daha düşünmek zorunda kalmışlardır. Genç Cumhuriyet için bu zorundalık 1929 buhranın liberal iktisat tezleri üzerine yeniden alevlendirdiği kuşkulardan değil; aynı zamanda sermaye sınıfından ve hür teşebbüs iradesinden yoksun olmaktan da ileri gelir.

Tüm bu koşulların bir araya getirdiği nedenler bizzat İsmet İnönü’nün de telkiniyle Kadrocuları bir araya getirir. Ve kapitalizm ile sosyalizm alternatifi olacak bir üçüncü yol arayışını başlatır. Feodalizmi aşma, bir tarım ekonomisi yaratmanın yanı sıra sinai kalkınma, milli sermaye ve ulusal bir ekonomi yaratma arayışından “geç kalmış devrim”in inşasına, ulusal üretim ekonomisi ile siyasal bağımsızlığı yitirmeme çabasına dair çok boyutlu arayışların ve tartışmaların önemli ve geniş ölçekli bir parçasıdır Kadro hareketi.

Kısmen değinmeye çalıştığımız ulusal ve uluslararası durum tahlilinden sonra yeniden Kadroculara dönelim. Yazımızın başında kısaca da olsa ifade ettiğimiz üzere Kadrocu aydınlar entellektüel ve düşünce ile eylem geçmişi zengin kişilerdi. Ve pek tartışmalı “devletçilik” modeli konusunda gereken sorumluluğu aldılar. Söz konusu olan sadece bir model olarak devletçilik değil; bir bütün olarak cumhuriyetin ve inkılâbın doğru ifadesi, doğru temeller üzerine inşası idi. Gelecek kuşaklara aktarılacak bir sosyal – siyasal – ekonomik proje idi. Kadrocular sadece ekonomik buhran, zayıf ekonomik yapı, savaştan çıkmış yorgun bir toplum, yoksulluk ile değil; aynı zamanda Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın da kapatılmasıyla cumhuriyet rejimine karşın girişilen sert “komünist” eleştirisinin de muhatabıydılar. Özellikle Cumhuriyet öncesi rejimin savunucuları ile büyük toprak sahipleri gerek açıktan gerek gizli olarak Cumhuriyet aleyhine faaliyet halindeydiler. Kavanoza kapatılmış bir cin kapağını zorluyordu.

Kadrocular Kimdir?

Ancak tüm zorlu koşullara karşın Kadrocular da mücadele edecek bir birikime sahiptiler. Kadrocular genel olarak 19. Yüzyıl sonu ile 20. Yüzyıl başında yaşamışlardır. Ve her iki yüzyıla da damgasını vuran büyük tarihsel kırılmalara şahit birebir tanık olmuşlardır; Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması, Osmanlı İmparatorluğu altında yaşayan ulusların bir bir isyan edip bağımsızlıklarını kazanması, Balkan Harbi, 1. Dünya Savaşı, Bolşevik devrimi, Avrupa’daki siyasal – sınıfsal hareketler, Milli mücadele, Cumhuriyetin ilanı… Tüm bunlar birazdan da değineceğimiz üzere kadrocuların düşünce ve fikir dünyalarını şekillendirmiştir. Peki, kimdir Kadrocular? Kadro hareketi ni tanımak için Kadroculara kısa kısa değinelim.

Şevket Süreyya Aydemir

Şevket Süreyya Aydemir

Kadro hareketi

897 Edirne doğumludur. Göçmen bir ailenin çocuğudur. Babası padişaha bağlı biridir. Subay olan iki ağabeyi ise Abdülhamit karşıtı ve meşrutiyet yanlısıdır. Ağebeyleri 31 Mart Ayaklanması’nı bastıran Hareket Ordusu’na da gönüllü katılırlar. Ancak subay olan bu ağabeylerden büyüğü Balkan Savaşı’nda, küçüğü ise Kafkas Cephesi’nde şehit düşerler. Yine bu dönem Balkan uluslarının ayaklandığı, çete savaşlarının yaşandığı, 1908 Hürriyet ilanının siyasal hayata girdiği, Edirne’nin işgal edildiği, nihayetinde Osmanlıcılık ve ümmetçilik fikirlerinin artık karşılık bulmadığı yıllardır. Genç Şevket Süreyya da bu hengamenin tam ortasında dünyayı anlamaya çalışmaktadır. Şevket Sürreya bu koşullarda önce asker okuluna, ardında da öğretmen okuluna devam eder. Yine bu dönemde Osmanlıcılık ile ümmetçilik fikirlerinin yerinin alan Türkçülük, Turancılık fikri Şevket Süreyya’yı da etkiler. Şevket Süreyya bu dönemi şöyle ifade eder; “… Bazı kültür hareketleri başladı. Bir şeyler arayan ve bir şeylere muhtaç olan genç ruhlar için bu hareketler büyük değer taşıyordu. Gerçi biz evvelce de Türk’tük, fakat kendimize Türk diyemezdik. Türk sözü bir kavmin diğerleri üzerinde tahakkümünü hatırlatır ve gücendirir diye düşünülüyordu. Halbuki bu imparatorlukta yaşayan diğer ırkların, diğer milliyetlerin hepsi kendilerini milletlerinin adıyla tanır ve öyle anarlardı. Biz Türkler, ırkımızı da bilmez ya da inkar ederdik. Kendimize sadece “Osmanlı” der geçerdik. Umumi kanaate göre Türk; kaba, görgüsüz ve kabiliyetsiz bir varlıktı.”

Bu sözler Şevket Süreyya’nın kimlik arayışının nihayete erdiğinin ifadesidir. Türklük ülküsü ve vatan anlayışı böylece boy vermiş ve yeşermiş oluyordu Şevket Süreyya’nın düşünce dünyasında. Şevket Süreyya 18 yaşında gönüllüğü yazıldığı cephede; Sarıkamış’ta yaralanır. Bu yara O’nun düşünce dünyasındaki yaraların merhemidir aslında. Şevket Süreyya Kafkasya’da bir süre kaldıktan sonra Moskova’ya gider ki bu onun için yepyeni düşüce ufkunun aralanmasıdır…

Vedat Nedim Tör

 1897 yılında İstanbul’da doğmuştur. Galatasaray Lisesi’nden mezun olur ve Almanya’ya iktisat okumaya gider. Vedat Nedim Tör’ün düşünceleri de Almanya’da okuduğu yıllarda şekillenir. Burada hazırladığı doktora tezinin konusu da Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılış ve yıkılış ile emperyalist denetim altına giriş süreci üzerinedir. Vedat Nedim ve beraberindeki Türk gençleri bu dönemde Mustafa Kemal önderliğindeki milli hareketi izlerler. Ve mücadele döneminde Mustafa Kemal ile milli mücadele kadrolarına dostluk elini uzatan SSCB’nin bu tavrını heyecan ve sempatiyle karşılarlar. Tör ve arkadaşları bu dönemde Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’nı kurarlar. Tör’ün marksizme duyduğu sempati SSCB’nin milli mücadeleye verdiği destekle doğrudan ilişkilidir. Tör, aynı zamanda Şefif Hüsnü’nün önderi konumunda bulunduğu Aydınlık Grubu içerisindedir.

İsmail Hüsrev Tökin;

1902 İstanbul doğumludur. Kafkas göçmeni olan bir ailenin çocuğudur. Babası Askeri Mühendishane’de eğitim görmüştür. İsmail Hüsrev Tökin dini bir eğitim görmüştür ancak daha sonra Alman Lisesi’nde devam etmiştir. Sovyet Büyükelçiliği’nin açtığı bursa başvurmuş ve kazanmıştır. Bursu kazanan Tökin Moskova’ya gider. İktisat bölümüne girer. Moskova’da Şevket Süreyya, Nazım Hikmet ve Vala Nurettin ile tanışma ve dost olma imkânı bulur. Yine Moskova yıllarında Marksist – sosyalist düşünce ile tanışır. Bir süre sonra Ankara’ya dönerek Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’na katılır. Moskova’da toplanan I-II. Enternasyonal 4. Kongresi’nde THİF delegesi olarak bulunur. Aynı kongrede Vedat Nedim Tör de yer almıştır.

Burhan Asaf Belge

1899 Şam doğumludur. Zengin ve iyi eğitimli bir aileden gelir. İlkokula Yafa’da başlar. Ancak babası 1908 yılında Cebel-i Bereket (Osmaniye) mutasarrıflığına tayin edildiğinden dolayı ilkokul eğitimine İstanbul‘da Kadıköy’deki Menba’ül-İrfan adlı okulda devam eder. 1908–1909 eğitim yılında başladığı St. Joseph Lisesi‘nden alınarak 1913 yılında 1.Dünya savaşı yüzünden Galatasaray Lisesi’ne gönderilir. Bu okuldan da 1914 yılında mezun olur. Babasının görevi nedeniyle İstanbul‘dan ayrılıp,  Lübnan‘a geçmiştir. Burada Beyrut Amerikan Kolejinde devam ettikten sonra orta ve yüksek tahsilini Almanya‘da Karlsruhe şehrinde tamamlar. Almanya’da sosyoloji ve mimarlık üzerine eğitim alır Yüksek mimar olarak da eğitimini tamamlamıştır. Eğitiminin ardından 1923 yılında tekrar İstanbul’a dönmüştür. Kısa süre Romanya’da kaldıktan sonra yeniden İstanbul’a gelmiştir.

Belge, Türkiye Komünist Partisi’me katılır. Ancak 1927’de Ş. Süreyya, Vedat Nedim ve İ. Hüsrev’le beraber partiden ayrılır. Burhan Asaf Belge’nin kız kardeşi Leman hanım ise Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşidir. Ki, Yakup Kadri’nin Kadrocularla tanışması da birçok kaynağa göre Belge vasıtasıyla olur.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Kadro hareketi

1899 Kahire doğumludur. Sol sosyalist geçmişi olmayan tek kadrocudur. Çalışma alanı daha çok edebiyat ve felsefe üzerine olmuştur. Fecr-i Ati edebiyat topluluğuna katılır. Aynı zamanda Serveti Fünun dergisinde yazar. Kadro sürecine katılana kadar sanatta bireyciliği savunur. Bir süre öğretmenlik yapar. Yakup Kadri Karaosmanoğlu edebiyat tarihimizden çok yakından tanıdığımız bir isim olduğu için üzerinde daha durmayacağım.

Şevki Yazman 

Hakkındaki bilgiler pek azdır. Kadro’da sürekli yazmamakla birlikte kurucu kadro içinde yer alır. Doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir. Ancak marksizmden etkilendiği olasıdır.

Sevgili okur, Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası ile Kadrocuların bu partilerle ilişkileri, söz konusu partilerden ayrılık hikâyeleri ile Kurtuluş Savaşı döneminde ve sonrasındaki dönemde yaşayan ve faaliyet yürüten Türkiye’deki sol – sosyalist yapılar hakkında daha kapsamlı bir bilgiyi ne yazık ki burada paylaşamayacağım. Bu, apayrı bir araştırma konusu olacaktır. Ancak imkân dâhilinde incelenmesi, Kadro hareketi nin de anlaşılmasında önemli ölçüde paya sahiptir.

Kadro’nun Amaç ve Misyonu

Konumuzdan devam edelim.. Kadro hareketi iki temel sorunun cevabıdır. İlki geri bırakılmışlık nasıl aşılır? İkincisi ise bu; ulusal koşullarla ne şekilde bir uyum gösterecektir? Kadrocular bir anlamda cumhuriyetin temel ideolojik çizgisini kurmaya çalışmışlardır. Ve bu ideolojik modelin pratik karşılığını aramışlardır. Kadrocular kendi misyon ve amaçlarını yine dergide yer alan şu ifadelerle beyan ederler; “ Gerek milli mahiyeti, gerek uluslararası kapsam ve etkileri itibarıyla tarihin en anlamlı hareketlerinden biri olan inkılabımız, zatında kendine has bu ileri ilke ve fikir unsurlarını, şimdi inkılabın seyri içinde ve onun gereklerine uygun bir şekilde ifade işi, bugünkü devrim aydınlarına düşen görevlerin en acil ve şereflisidir.

Devrimimizin her biri ayrı ayrı kıymetli ve özgün olan bu fikir ve görüş unsurları birer birer açıklandıkça bu esaslar devrim nesli için kriteryumlar olacak, yeni ve standartlaşmış devrimci tipi böyle doğacaktır. İnkılabın kendine has cihanı Telakki Tarzı böyle vücut bulacaktır. Kadro bunun için çıkıyor.” Yine Kadroculardan Şevket Süreyya yıllar sonra şöyle diyecektir; “Hülasa öyle görünüyor ki biz, Türkiye’de inkılap gerçeğiyle karşı karşıyayız ancak bir inkılap kuramı ve felsefesi ile karşı karşıya değiliz. Mademki bir inkılap vardır, o halde bu inkılabın bir de izahı olmalıdır. Nitekim bir aydın kadro, hem de Mustafa Kemal’in hayatında ve onun gözleri önünde, gene de Türk inkılâbının ideolojisin kendi açısından derlemek, aydınlatmak ve terkip etmek çabasına girmiştir. Bu hareket kadro hareketidir.”

Ekonomi, Üretim ve Devlet Anlayışları

Kadro’nun çıkış noktası Ulusal Kurtuluş savaşı, cumhuriyetçilik ve devletçilik ilkesi ile ulusal bağımsızlıkcılık fikridir. Kadrocular daha önce belirttiğimiz gibi tarihi, insanı ve toplumu açıklamada tarihsel materyalizmi kabul etmekle beraber Türkiye Kurtuluş Savaşı ile Türkiye’nin özgün koşullarını açıklamada marksizmi ve sınıfsal perspektifi reddederler. Kadroculara göre Marksizm Avrupa merkezli sınıf koşulları üzerinde şekillenmiş bir düşünce yaklaşımı olup milli kurtuluş hareketlerini açıklamada yetersizdir. Avrupa merkezli sınıfsal – toplumsal gelişme yasaları ile dünya açıklanamaz onlara göre. Ve bu nedenle onlara göre marksizm Avrupa’ya özgü bir düşünce anlayışıdır. Marks’ın sınıf hareketlerinin dünyaya yayılacağı tezi bir yanılgıdır. Tüm dünyayı Avrupa merkezli görmemek lazım gelir. Eşitsiz gelişim koşulları göz önüne alınmalıdır. Kadrocular bu yaklaşımın da etkisiyle “Üçüncü yol” arayışına girişirler.

“Üçüncü yol” için kısaca şöyle söyleyebiliriz; toplumsal ve tarihsel gelişmenin temelinde üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişme yatmaktadır. Ancak tüm bu çelişkiyi emek – sermaye çelişkisi olarak yorumlamak yerine emperyalist ülkeler ile sömürge ve yarı sömürge arasındaki ilişki olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Tekniğin eşitsiz gelişimine başkaldırı da ulusal kurutuluş hareketidir Kadroculara göre ve bu eşitsiz gelişmeye başkaldırı yani az gelişmişlik zincirinin parçalanması Türk inkılabının nihai amaç ve çizgisini ifade eder. Bu noktadan hareketle kadrocuların ekonomik görüşleri de içsel bir tutarlılık çizgisinden hareketle devletçiliktir. Kadrocular ulaştırma, mali kuruluşlar, sanayi, ekseri anlamda üretim tesislerinin devletin elinde olmasıyla bir planlı ekonomi modelini savunur. Bu, gelişimin temel yasası olmakla beraber yarı feodal, sanayi ve sermayeden yoksun bir ülke için zaruridir. Kalkınmanın yegâne yöntemi budur; devletçilik ve planlı ekonomi. Kapitalist olmayan yol!

Devlet örgütlenmesi de ne Fransız Devrimi’nin ürünü olan burjuva sınıfının diktatörlüğüne ne de Sovyet deneyiminin ürünü olan proleterya diktatörlüğüne benzememelidir. Hiçbir sınıf ve zümrenin elinde olmayan bir ulusal devletten söz edilmelidir.

Kadrocuların, kadro hareketi nin; devlet, ekonomi, bağımsızlık, kalkınma, tarih, toplum hakkındaki fikirleri kısaca bu şekilde.

Kapanma Süreci

Yaklaşık 36 sayı boyunca Türk inkılabına yol göstermeye çalışan Kadro dergisi 1935 yılının Ocak ayında bir arada çıkan 35 ve 36. sayılarından sonra kapandı. Kadrocuların ekonomideki devletçilik anlayışı biraz ileri bir noktaya varmış ve bazı özel sektör çevrelerini rahatsız etmeye başlamıştı. Yanı sıra Kadro’da yayımlanan ve devletçilik olarak lanse edilen fikirlerin kolektif ekonomiye tekabül etiğini savunan kimi aydınlar da Kadro çizgisini kıyasıya eleştirdi. Edebiyat tarihinden çok iyi tanıdığımız Peyami Safa ve Hüseyin Cahit Yalçın bu isimler arasındadır. Dergide bizzat yazılar yazan İsmet İnönü de iş dünyası ve aydın çevrelerden gelen eleştirilerin hedefinde oldu. Sadece dışarıdan değil; CHP içinden de kadroculara eleştiriler yükselmekte, kadrocuların partinin, devlet yöneticilerinin nasıl hareket etmesi gerektiği yönünde beyanlarda bulunarak hadlerini aştığı ifade edilmekteydi. Parti genel sekreteri Recep Peker bu sert eleştirileri yöneltenlerden biriydi. Ve söz konusu eleştiriler giderek parti yönetim kurulundan da yükselmeye başlar. Parti ve yönetim kademelerinden gelen eleştirilere dair Yakup Kadri şöyle yazar; “Beş on gün evvel İstanbul’da rast geldiğim Vasıf Çınar bana; ‘geçen gün saraydaydım. Senin aleyhine epeyce bir yaylım ateşine şahit oldum sofrada’ demiş ve ilave etmişti ‘Güya sen çıkardığın Kadro mecmuasında iktisadi siyasetimizi baltalayan ve hatta parti umumi katibinin (Genel Sekreter R. Peker) iddiasına göre rejimin temellerini sarsan neşriyatta bulunuyormuşsun. Bu böyle giderseymiş ticaret vekili tuttuğu yolda emniyetle ilerleyemezmiş. Öte yandan CHP de hizipleşmek tehlikesine maruz kalırmış. Sofra kalabalıktı. Bir durdu öbürü söyledi. Yalnız İsmet Paşa ve Şüktü Kaya söze karışmıyorlar, önlerine bakıyorlardı.)’

Tüm bu eleştiriler Kadro’nun sonunu getirir. Dergi yayın hayatına son verir. Kadrocular çeşitli yurtiçi görevlere verilirken Yakup Kadri Karaosmanoğlu Tiran’a büyükelçi olarak gönderilir. Dergiye öncelikle bir süre ara verildiği bilgisi paylaşılır. Akabinde aralarında Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün de bulunduğu dar bir ekip tarafından kapatılma kararı alınır.

Kadro dergisinin çıkışı, amaç ve misyonu, kadrocuların hikayeleri, kadro hareketi kısaca bu şekilde. Bir hayli kapsamlı ve derin olabilecek bu yazı Kadro hareketi hakkında kısa bir tanıtma ve hatırlatma amacı taşır. Bu nedenledir ki konuyu kısa değinmeler halinde ve mümkün mertebe ana hatlara temas ederek özetlemeyi tercih ettim.

Kadro hareketi ve Kadrocular hakkında daha fazla bilgi için Gazeteci – yazar Merdan Yanardağ’ın Kadro Hareketi; Dünya’da ve Türkiye’de Ulusçu Sol ve Üçüncü Yol Arayışının İdeolojik Kaynakları kitabı zengin bir içerik sunuyor. Aynı şekilde Kadro hareketi ile – Sultan Galiyev hareketi ya da Galiyevizm ile teorik benzerlik ve yakınlıkları ile yakın tarihimizin iz bırakan düşünce çevrelerinden olan Yön dergisi ile Kadroculuk arasındaki düşünsel ilişkileri incelemek isteyenler Yanardağ’ın sözünü ettiğimiz bu kapsamlı kitabını okuyabilirler.

 

“Bir önceki, Kolay Kahve Maskesi başlıklı yazımızda kahvenin cilde faydaları, kahve maskesinin cilt sağlığına etkisi ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.”

Yazar hakkında

Avatar

Uğur Yıldız

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunu... Yazmaya, okumaya ayırdığı kadar vakit ayıramasa da yazmayı, hayatın sert akıntısında yitip giden değerleri kurtarmak olarak tanımlıyor. Bu yüzden olacak ki düşüncenin, kurallardan ve sert tanımlamalardan uzakta kendine, tam da hayatın içinde imkân bulduğunu söylediği edebiyatı ve edebiyatın özgür alanını seviyor. Modern hayatın getirdiği hızın, telaşın, hırsın, yüzeyselliğin, unutkanlığın ancak yazılı kültür ile aşılacağına inanıyor. Okuduğu bölüme dair yaklaşımıysa; biraz şaka biraz gerçek ‘işsiz bir gazeteci olmaktansa işsiz edebiyat mezunu olmayı yeğlerdim’ şeklinde.

Yorum Yap