Kültür Sanat

Kemal Tahir Bozkırdaki Çekirdek Romanı

Kemal Tahir
Avatar

“Bilgiyi üretime dökme” olarak tanımlanan Köy Enstitüleri’ni, bir de Türk edebiyatının analiz ve kurgu ustası Kemal Tahir ’in kaleme aldığı Bozkırdaki Çekirdek romanından okumak lazım. Belgesel niteliğindeki bu roman, o döneme ve enstitülere objektif bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Köy enstitülerine ilişkin zengin bir belge kaynak olan Bozkırdaki Çekirdek, okuyucunun bakış açısını zenginleştiriyor, olayları doğru bir şekilde yorumlama becerimizi geliştiriyor.

Bozkırdaki Çekirdek

Kemal Tahir Bozkırdaki Çekirdek Konusu

Dönemin bu işle görevlendirilmiş memur-bürokratları İç Anadolu’da Çorum, Kastamonu, Çankırı illerinin birleştiği bölgede kurulması planlanan Dumanlıboğaz Köy Enstitüsü için eğitmen Halim Akın’ı görevlendirirler. Halim Akın ve beraberindeki enstitücüler topladıkları öğrencilerle enstitünün kurulması için işe koyulurlar. Başta her şey yolunda gider. Bölgenin önde gelenlerinden Zeynel Ağa, ağanın adamı muhtar ve Kara Derviş, enstitücülerle iyi geçinir, onlara dost görünür ve olumlu yaklaşırlar. Yegâne amaçları hükûmetin görevlendirdiği bu memurlarla ters düşmemek ve hükûmet projesi olan enstitülere, karşı değillermiş gibi görünmek (kendi deyimleriyle esdüdü) üzerinedir. Yani bir süreliğine herkes kendi rolünü oynayacaktır. Zaten esdüdü belası kalıcı değildir, başarılı olması namümkündür.

köy enstitüleri

Enstitü İnşa Ediliyor

Yalnız, Kara Derviş biraz sabırsızdır; çünkü kızların enstitüde bulunması başlı başına şeriatı inkârdır, Osmanlı töresine de terstir ona göre. Ancak Kara Derviş’ten daha zeki olan yılların Zeynel Ağası, Kara Derviş’i siyasetine uydurup frenlemekte pek zorluk çekmez. (Kim bilir belki de Kemal Tahir; Zeynel Ağa ve Kara Derviş üzerinden meclis kürsüsünde “enstitülerde zina yapılıyor” diye bağıran dönemin malum vekillerini tasvir etmiştir) Ve her şey bir süreliğine kendi hâlinde ilerler. Enstitülüler binalarını inşa etmeye koyulurlar.

Kemal Tahir Bozkırdaki Çekirdek romanı

Enstitücülere Saldırılar Başlıyor

Fakat enstitü yapısı ve sınırları giderek belirginleşmeye başlayınca işin rengi değişir. Bu projenin uzun vadeli olmasını hiç beklemeyen, enstitücülerin geldikleri yere eli boş dönmesini bekleyen, düşünen Zeynel Ağa ve Kara Derviş hayal kırıklığına uğrarlar. Bununla beraber esas kırılma noktası enstitücülerin inşa ettikleri sulama kanalının Kara Derviş’in tarlasından geçecek olmasıdır. Buna tahammül edemez Deli Derviş. Çünkü her işe besmeleyle başlayan Derviş o tarlada esrar yetiştirmektedir.  Kara Derviş su kanalını tahrip etmeye girişir ve enstitücülere saldırır, beklemediği bir karşı duruş olunca da geri çekilir. Arayı yine itidal ve kurnazlığı elden bırakmayan Zeynel Ağa bulur.

Ancak çok kısa bir süre sonra işin içinden çıkılamayacak bir olay patlak verir ki, enstitücülerin başı çok ağrıyacaktır. Şirin Köy’ün öğretmeni olan ve enstitünün kurulması için Halim Akın’ın grubuna katılan Murat öğretmen ile ona meyilli olan Sultan kız aynı odada basılırlar. Olayı organize eden Zeynel Ağa topladığı bir grupla Murat öğretmeni esir alır ve ona kaba işkencede bulunur. Kumpasın kurbanı olan Murat eğitmen uzun uğraşlardan sonra enstitü öğretmenleri olan Nuri Çevik, Cemal Avşar ve öğrencilerce kurtarılır.

Enstitü ile Halk Arasındaki Bağ Kopma Noktasına Geliyor

Ancak enstitücüler bu olayla sarsılırlar. Çünkü ilişkilerin ve güven duygularının bir hayli zayıf olduğu enstitü ile bölge halkı arasındaki bağ kopma noktasına gelmiştir. Enstitücüler bu saatten sonra kendilerine sürülen leke ve kurbanı oldukları ithamdan kurtulmanın yollarını ararlar. Ancak işler bununla sınırlı kalmayıp ikinci bir şok yaşarlar. Kara Derviş başından beri aklından çıkaramadığı enstitü öğretmeni Emine Hanım’ı değirmenine kaçırır. Burada Emine öğretmenle zorla beraberlik yaşamaya çalışır. Bu haberi de öğretmenleri yanlarından kaçırılan kız öğrenciler duyururlar öğretmenlerine. Enstitücüler zaman kaybetmeden değirmenin kapısına dayanırlar. Silahlı çatışma başlar. Bu hengâme arasında değirmende bulunan Sultan, Kara Derviş’i eline geçirdiği balta ile öldürür. Ancak bir de kötü haber vardır ki, Murat öğretmen dervişin silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetmiştir.

Murat öğretmenin ölümüne dair şöyle tasvirde bulunmuştur Kemal Tahir; “Zeynel Ağa’dan yediği dayakla kapanmış sağ gözü, Murat eğitmenin avurtları çökük yüzüne garip bir şakacılık vermiş, bu şakacılık değirmene saldırırken düşmenin maskaralığını silerek çelimsiz ölüsünü gerçekten yiğitleştirip yüceltmişti.”

köy enstitüsü

köy enstitüsü

Aileler, Köy Enstitülerine Karşı Çıkıyor

Aileler çocuklarının enstitüye gitmesine karşıdır. Çünkü onlara göre yıllarca memur olmalarını beklemek köyde işlenecek tarlalarda çalışacak kişi sayısının azalması anlamına gelir. Kızların enstitüde bulunması başlı başına apayrı bir sorundur. Kızlar evde tarlada bulunmak ve kadın olup çocuk doğurmalıdırlar. Kızların enstitüde, hele de erkek öğrencilerle bulunmaları Osmanlı töresine aykırıdır. Çocuklar için düşünülebilecek eğitim kurumu Kuran kursudur. Öğrenciler enstitüde olmaya pek sıcak bakmazlar. Hele ki enstitü binasının kendileri tarafından inşa edilecek olması hayal kırıklığı yaratır. Romanda iki öğrencinin kendi aralarındaki sohbette kullandıkları “Bu dünyanın enayisi biz miyiz?” ifadesi durumu acıkılıyor. Enstitünün kendilerine ne katacağı konusunda kafa karışıklığı yaşarlar. Ruh hâllerinde şüphecilik hâkimdir.

“Köylünün Çile Çekme Gücü ile Azla Yetinme Geleneğine Güveneceğiz “

Öğretmenler bölge halkını kısmen küçümserler ve onlara güvensizdirler. Köylülerin olası bir köylü kurnazlığına karşı uyanık olmayı telkin ederler kendilerine, itidalli olmaya çalışırlar. Ancak birer eğitimci olmanın da sorumluluğunu göz ardı etmezler. Öğretmen Nuri Çevik meslektaşı Emine Hanım’a konu hakkında şunları der:

“Büyük şehirlerin cinsel sapıklığa alıştırılmış, küçük yaşta suçluluğa girmiş serseri çocukları var ya… Onlardanmışlar gibi davranıyoruz başından beri biz bu enstitülerde öğrencilerimize… Öyle ya… Ağır işlere sürüyoruz. Sanki çocuklar yedi yaşlarından beri dünyanın an ağır işlerine koşulmamışlarmış… Sanki 12 yaşına varınca babalarının yaptığı ağır işlerin hepsini yapmazlarmış… On beşinde evlenip otuzunda kocayan bunlar değilmiş… Bir de çile çekme gücüyle, azla yetinme geleneğine güveneceğiz köylünün… Bunu kullanacağız! Kullanmanın sonucunda meydana gelen değerleri başkasının yağmalamasını kesinlikle önleyemezsek söker mi bu iş? Boşuna yoruluyoruz gibime geliyor, ya bilerek domuzluğumuzdan, ya bilmeyerek alıklığımızdan, düpedüz boşuna zorluyoruz. Hiç kimse ne kadar geri, ne kadar bilgisiz olursa olsun çile çekme gücüyle, azla yetinme alışkanlığını, yoksulluk içinde, umutsuz yaşamak için kullandırmaz uzun boylu. Bunu sürdürmeye hiçbir marşın gücü yetmez.”

Kemal Tahir Bozkırdaki Çekirdek

“Koşulların Özgünlüğü Göz Ardı Edildi”

Öğretmen Nuri Çevik’in bu konuşması bir anlamda Kemal Tahir ’in köy enstitülerine dönük eleştirisidir. Zira yüzyıllarca savaşların, yoksulluğun, baskının pençesinde yaşamış Anadolu halkının tek sığınağı iç dünyası, dini inanışları, gelenekleri ve kapalılığı olmuştur. Bu kapalılık ve sürekli tevekkül hâli Anadolu halkını ayakta tutan maneviyatıdır. Enstitü projesi ise bu kapalılık ve yüzlerce yıllık geleneğe âdeta tepeden inen bir balyoz etkisi yaratmıştır. Yarattığı etki, doğallığında tepkiyi doğurmuştur. Köy enstitüleri tek parti rejiminin Anadolu’daki ideolojik ve ekseri anlamda siyasi bekçiliğini yaptığı yönündeki propaganda ise zaten hassas olan dengeleri zorlamıştır.

Enstitü projesi bu eleştiriler de göz önüne alınırsa mevcut sosyal ve ekonomik koşullar içerisinde eklektik kaldığı yönündeki eleştirilerin pek de uzağında kalamıyor. Romanın temel eleştirisi de bir anlamda budur. Yani toplumsal gerçeklik yeterince analiz edilmemiş, köy enstitüleri projesi toplumsal manada ayakları yere basamayan bir proje olarak kalmaya tehlikesiyle baş başa bırakılmıştır. Koşulların özgünlüğü göz ardı edilmiştir. Kabahat köylü, eğitmen ya da öğrencilerde değil; bölgenin temel dinamiklerini göz ardı edip meseleyi tümüyle şablonlaştıran bürokratlardadır.

Yine romanda geçen “Duyduğum doğruysa, esdüdüde okumalar varmış ki Ilgaz’ın yılanlı şeyhi başa çıkamazmış” ifadesi enstitülere karşı (enstitülerin toplumsal manevi değerleri tehdit ettiği yönündeki korkuyu da besleyerek) duyulan şüphenin sade bir dışavurumudur.

Kemal Tahir, Enstitülerin Misyonunu Değil, İzlediği Yöntemi Eleştiriyor

Roman özelinde enstitülere karşı yöneltilen temel eleştirileri bu şekilde özetlemek mümkün. Ancak her şeye rağmen enstitülerin Zeynel Ağalar ve Kara Dervişler için oluşturduğu tehdit; bilim ve sanattan, hümanizmden ve insanların “birey” olabilme bilincinden korkan yüzlerce molla, derviş ve toprak ağasında yarattığı huzursuzluk enstitülerin yüz akı olarak kalacaktır yakın tarihimizde. Toprağın, hürriyetin, aydınlanma değerlerinin kavgası olarak anılacaktır.

Kemal Tahir ’in roman üzerinden yönelttiği eleştiri de enstitülerin amaç ve misyonu üzerine değil; izlenilen yol-yöntem üzerinedir. Pek öznel değerlendirmeye girmeden sözü Kemal Tahir’le bitirelim; “Başka memleketleri bilmem, bizim memleketimizde gerçekçi olmadan namuslu olmak imkânsız. Ve de hangi büyük fayda için olursa olsun, gerçeği görmezden gelmek, hele değiştirmeye çakışmak en büyük namussuzlık…”

Bir önceki Londra Kanal Yaşamı başlıklı yazımızda, Londra gezi notları, Londra gezilecek yerler, Londra gezi rehberi ile ilgili bilgiler yer alıyor.

Yazar hakkında

Avatar

Uğur Yıldız

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunu... Yazmaya, okumaya ayırdığı kadar vakit ayıramasa da yazmayı, hayatın sert akıntısında yitip giden değerleri kurtarmak olarak tanımlıyor. Bu yüzden olacak ki düşüncenin, kurallardan ve sert tanımlamalardan uzakta kendine, tam da hayatın içinde imkân bulduğunu söylediği edebiyatı ve edebiyatın özgür alanını seviyor. Modern hayatın getirdiği hızın, telaşın, hırsın, yüzeyselliğin, unutkanlığın ancak yazılı kültür ile aşılacağına inanıyor. Okuduğu bölüme dair yaklaşımıysa; biraz şaka biraz gerçek ‘işsiz bir gazeteci olmaktansa işsiz edebiyat mezunu olmayı yeğlerdim’ şeklinde.

Yorum Yap