Yaşam

Kırtasiye Bir Ömür

Abidin Dino

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

Abidin Dino

Saman Sarısı adlı şiirinde böyle seslenmişti Nazım Usta Abidin Dino’ya… Nazım’ın Dino’dan bir resim beklentisi yoktu elbette, ama o da Nazım’a şiirle karşılık vermişti. Çünkü Dino da biliyordu; “Buna ne tuval yeterdi ne de boya…” Mutluluk tuvallere sığmıyordu belki ama mutluluğunu kırtasiyeye sığdıran, bir başka deyişle kırtasiye ile mutluluğu yakalayan birileri vardı elbette… İşte bu isimlerden biriyle, Şule Tunca ile buluşturuyoruz sizleri. Şule Tunca ile gerçekleştirdiğimiz,  her kelimesinden sevgi, özveri ve mutluluk akan sohbetimizle baş başa bırakıyoruz siz değerli okuyucularımızı. Bir fincan kahve alın ve içinizi ısıtacak sohbetimize ortak olun…

Şule Tuncay’ı tanıyabilir miyiz?

1949 doğumluyum, ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldum. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nde master yaptım ve aynı yerde doktora yaparken eğitimimi bıraktım. Bu arada üç çocuğum oldu. Benim ilk ve esas işim, ihtisasımdan dolayı Birleşmiş Milletler’ de burs danışmanlığıydı. Eşime yardımcı olmak amacıyla, onun işi olan mobilya sektöründe 8 yıl çalıştım. Eşimden ayrıldıktan sonra kendi işimi kurmak amacıyla şu anda içerisinde yer aldığım kırtasiye sektörüne adım atmış oldum.

Abidin Dino’yu yakından tanıma fırsatını yakalamışsınız. Bu sektörü seçme sürecinde Abidin Dino ile olan ilişkinizden biraz bahseder misiniz?

Kırtasiye mağazası açma fikrini Abidin Dino verdi bana. Paris’e her gittiğimde Abidin Bey, eşi Güzin Hanım’ ve ben birlikte gezerdik, yemeğe giderdik. Yeni bir hayat kurmanın belirsizliği içinde, kafamda farklı fikirler vardı. Akademiye mi döneyim, farklı bir şeyler mi yapayım diye sürekli düşünüyorum. Abidin Dino, Paris’te bir yere götürdü beni, saray yavrusu gibi bir yerdi ve heykeller, eserler, bir tarafta kırtasiye eşyaları diğer  tarafta kitaplar…  Fikirlerim şekillenmeye başladı. Kendime, bir mağazaya girdiğimde hiç bıkmayacağım neler olmalı dedim. Örneğin; plaklar, kitaplar, kırtasiye ürünleri… Girdiğim mağazada aradığım, incelediğim ürünleri düşündüm ve bunlarla şekillendireceğim bir yerin çalışmalarını nihayet başlattım. Logomuz,  Abidin Dino’nun hediyesidir bize. 32 yıldır hiç sıkılmadım, bıkmadım bu işi devam ettiriyorum.

Kırtasiye ürünlerinin ve kırtasiye perakendeciliğinin gelişimine şahit oldunuz. Bu süreçten biraz bahseder misiniz?

1982 yılında, selefon paketlerde getirdiğim diplomat zarflar vardı. İnsanlar bunu görünce şaşırırlardı ve bu zarfı almak için buraya gelirlerdi. Paris’ten getirtiyordum. “Ben olsam ne almak isterdim?” diyerek getirdiğim ürünlerden biriydi. Sadece çekmecesinde bulunması için bile bu ürünü alan müşterilerim vardı. Sarı ve çoğu zaman kırışmış zarflardan başka seçeneğin olmadığı bir dönemde, beyaz diplomat zarf lükstü.

Zamanla Türkiye’nin yaşam standardı, alım gücü çok düştü. Eskiden yeni ürün çıktığında hiç düşünmeden 12’li 24’lü paketler halinde alırdık. Şimdi hem çeşit arttığı için hem de alım gücü düştüğü için fiyat listelerine bakıyoruz, ürün fotoğrafı istiyoruz, her koleksiyondan 1-2 ürün seçiyoruz. Eskiden kalem çok popülerdi, herkes birbirine kalem hediye ederdi, kırtasiye alışverişi yapardı. Özenle seçilirdi ve alınırdı. Şimdi kalem ve buna benzer ürünler hediye olmaktan çıktı. Günlük algılar ve değerler değişti.

kırtasiye alışverişi

Kırtasiye sektörünün gelişimini nasıl görüyorsunuz?

En önemli sorun üretici olmamamız. Ne yazık ki üretim yapabilecek kapasitedeki insanlar Çin’de Almanya’da fuar fuar geziyorlar. Ne için, ithalat yapmak için! Çöp olacak şeyleri, konteyner dolusu ürünü ülkeye getiriyorlar. Kimse de siz ne yapıyorsunuz demiyor. Ülkede ne yazık ki doğru düzgün kırtasiye ürünleri üretilmiyor. Ortaya bir ürün koymak, satmak değer oluşturmak değildir. Daha işin başında takılıyoruz aslında. Güzel fabrikalarımız var, ancak bakıyorsunuz yabancı isimlerle ürün çıkıyorlar. Çok milliyetçi biri değilim fakat, bu ülkede yaşanıyorsa üretilen ürünler buraya özgü isimlerle ifade edilmelidir. Bırakın müşteriyi, sattığı ürünün adını telaffuz edemeyen satış temsilcileri görüyorum. Bu çok kızdığım bir durum.

Genç meslektaşlarınıza neler söylemek istersiniz?

kırtasiye

Kimsenin dinlemeyeceğinden emin olduğum bir şey var, ama ısrarla söylemek istiyorum: Ahlaklı olun. Yaptığınız işi sevin ve lütfen ahlaklı olun. İsmet İnönü’nün bir söz vardır: “Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.”

Geçtiğimiz günlerde çok büyük bir markanın, bir dünya markasının temsilcisi kendine yeni bir düzen kurdu ve bana bir teklifle geldi. Tamamen maddi kaygılar taşıyan teklifini elbette reddettim; çünkü hiçbir zaman öyle kaygılarla hayatı yaşayan ve yorumlayan biri olmadım. Olumsuz cevabım karşısında çok etik olmamla bir nevi suçlandım. Ne yazık ki…

Mutluluk demişken…. Mutlu olmak için geniş zamanları ve büyük şeyleri beklemeyin değerli okur. Mutluluğun yolunun geçtiğine inandığımız küçük şeylerden bahsettiğimiz Mutluluk Neydi? Kahveydi, Çikolataydı, Aşktı… yazımıza buyurun…😊

Bir önceki Eski Ramazan Gelenekleri – I başlıklı yazımızda, eski ramazan manileri, eski ramazan adetleri, eski ramazan eğlenceleri ile ilgili bilgiler yer alıyor.

Yazar hakkında

Avatar

Ebulfez Demirdaş

Çocukluğundan beri hayalini kurduğu gazeteciliği, kendi deyimiyle gastecilik eğitimini Marmara Üniversite’sinde tamamlayan yazar, Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları bölümünde yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Tam bir İstanbul âşığı olan yazar, sık sık seyahat ederek yeni yerler keşfetmeyi ve gezdiği yerleri fotoğraflamayı, yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyor.

Yorum Yap