Kültür Sanat

Köy Enstitüleri

Koy Enstitusu
Avatar

“Uyarın köylüyü, varsın ayılsın

Enstitü kuvveti yurda yayılsın

Herkes kazancının yolunu bilsin

Öğretmenler iz gösterir, yol yapar”

 Aşık Veysel

Köy Enstitüleri… Yakın tarihimizin iz bırakan ve kırılma noktalarından bir proje, yarım kalmış bir toplumsal proje. Tezlerin, romanların, makalelerin ve bir de kurbanı olduğu siyasetin konusu! Uzun vadeli bir “yeni insan” ve “yeni toplum” projesi olan köy enstitüleri; ‘hemen sonuç alma hevesi’nin, feodal düzenin, taassubun, artıları göz ardı eden, ancak eksileri tolere edemeyen bir yıkıcı eleştiri geleneğinin bozkırında pek uzun ömürlü olamadı. Ancak bu kısa yolculuğunda; Aşık Veysel, Ruhi Su, Bedri Rahmi Eyyüboğlu gibi sanat ve düşünce dünyamızın çok önemli isimlerinin de uğrağı oldu. Köy edebiyatı hareketimizin temsilcilerinden Fakir Baykurt da bir enstitü mezunudur.

Enstitüler, dönemin önemli eğitimcilerinden Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un fikir ve düşünce ürünüdür. Pek tabii pratiğe dökülmüş bir fikir ürünüdür. Mustafa Kemal’in “bilgiyi üretime dökme” gayretinin de bir örneğidir.

 

köy enstitüsü

Köy Enstitüleri fikri; amaç, misyon, var olma nedenleri, kapsam alanları itibarıyla bir hayli geniş ve derin, uzun vadeli bir sosyal adımdır. Kültür ve eğitim alanına hitap etme anlamında bir üst yapı kurumu olan köy enstitü projesi, genç cumhuriyetin de âdeta gelecek reçetesidir. Burjuva devrimi gerçekleşmemiş, alt yapıdan yoksun olan Türkiye Cumhuriyeti, iktisadi alanda var olmanın reçetesini İzmir İktisat Kongresi’nde yazdığı gibi düşünce, kültür, eğitim alanında da hayatta kalmanın ve tarihsel manada ilerlemenin mücadelesini Köy Enstitüleri ile mümkün kılmak istemiştir. Cumhuriyet için kültür en az maddi kaynaklar kadar önemlidir. Bu kültür kendi ulusal farkındalığını yakalayabilmiş, ulusal ve yerel birikim üzerinden evrensel olanla buluşabilen, modernleşebilen, akla hitap eden aydınlanmanın hizmetinde olan, geçmiş kimliğini kaybetmeden yeni nesilleri bu üretim içerisine çekebilecek bir heyecan ve ruh toplamı demektir. Yine Mustafa Kemal, genç cumhuriyet için “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” ifadesini kullanmıştır. Enstitüler de bu “kültür” uğruna kısa zamanda büyük emeklerle uzun yol aldı.

köy enstitüleri tarih

Köy Enstitüleri Projesi

Nüfusunun neredeyse eğitimsiz savaştan yeni çıkmış, üretimin dışında, ilkel metotlarla boğaz tokluğuna bir büyük köylü toplumu… Okuma yazma oranı yüzde 5’lerle ifade edilen, eğitimcisi olmayan, sağlık ve eğitim olanaklarının çok dar bir kesime hitap ettiği, aydınlarının sırt çevirdiği bir Anadolu.  İşte bu manzaradaki yaşama ve yaşatma mücadelesi oldu enstitüler. Kolları sıvandı. İlk iş cehalet ve feodal düzenle mücadele idi.

Amaç sadece okuma yazma ve okullaşma oranını artırmak değildi elbet. Toprağıyla tanışan, üretebilen, ürettiğini bir toplumsal zenginlik hâline getiren, Türkçeyi yabancı dil etkilerinden kurtarıp özüne kavuşturan, öz Türkçe üzerinden yeni kelimelerin türetilip ulusal kimliğini yok olmaktan kurtaran, Türkçeyi bir sanat ve bilim dili de kılabilen, halk kültür ve edebiyatını her adımda biraz daha geliştirerek gelecek kuşaklara ulaştırabilen yeni bir nesil ve hareketli bir yazılı kültür geleneği oluşturmaktı amaç. Ancak bu yeni nesil ve geleneği var etmeye ne kaynak vardı ne de yeterli kadro. O hâlde, Anadolu köylüsü enstitüler vasıtasıyla kendi imkânlarını yaratmalıydı. Kendi eğitim binasını inşa etmeli, temel gıda ihtiyaçları için de ekip biçmeli idi enstitülüler. Nitekim öyle de oldu. Enstitülüler kendi binalarını inşa ettiler. 15 bin dönüm tarlayı tarıma elverişli hâle getirdiler. 750 bin fidan diktiler. 1200 dönüm araziyi üzüm bağına çevirdiler. 150 yapı inşa ettiler. 60 ateyle, 210 öğretmenevi, 20 kadar uygulama okulu, 12 elektrik santrali ve 100 kilometre yol yapıldı enstitülülerce. Ve ambarlar, depolar, balıkhaneler…

Bunun yanı sıra 21 bölgede kurulan enstitülerden 8 bin eğitmen mezun oldu. Enstitü imkânıyla mezun olan eğitmenler yeni görevleri için Anadolu’ya yayıldı. Onlar, kesintisiz bir eğitim ve üretim hareketinin nüvesiydiler artık.

köy enstitüleri neden kapatıldı

Kendi köyünden, kasabasından ötesini yurt bilmeyen çocuklar ortalama 7-8 yıl içerisinde evrensel düşünce ve fikir hareketlerinden haberdar, aydınlanma fikriyle buluşmuş,  pozitif bilimlerle barışık, kendi coğrafya ve toplumu hakkında özgün fikirler edinmiş, sorunlarının farkına varıp üzerinde çözümler üretebilen yeni bireyler olmuşlardı. Yurt topraklarının mülkten vatana, Anadolu insanının ise reayadan yurttaşlığa uzanan hikâyesi başlar böylece. Teknik ve entelektüel kadrolar genç cumhuriyetin üretim atelyelerinde çalışmaya başladı. Bu yeni kımıldama hareketi taassubun, yozlaşmışlığın, kaderciliğin yerini; sanatın, düşüncenin, kavramların, aklın almaya başladığı bir kültürel devrim girişimidir.

Toprak ağlarının, mollaların muskalarla, vesveselerle, zorbalıkla, suistimalle, gelenek ve törelerle korkutup teslim alamadığı başı dik yeni kadınlar ve yeni erkekler vardı artık. Cumhuriyetin bu yeni hanımefendi ve beyefendileri bu toprakların gerçek tarihini efsaneler ve uhrevi telkinlerle değil; nesnel bir yaklaşımla, bilimsel bir metotla, somut delillerle öğrenmeye başladılar. İşte bu düşünce tarzındaki büyük reform; tarikat, cemaat, aşiret, ağalık gibi varlığını maddi- manevi sömürü ve tahakkümden alan karanlık kurumların da tasfiyesi demekti. Toprağı işleyebilenin, üretebilenin maraba olmasına; düşünebilenin, kendi sorularına cevap verebilenin mürit olmasına; hayır diyebilen, yurttaşlık haklarına sığınabilen bir genç kızın kuma olmasına, çocuk gelin olmasına imkân var mı? Dinler tarihine, doğanın varoluşuna dair pozitif bilimlerin getirdiği akılcı açıklamalar ile yöntembilim; kadının erkek gözüyle tarifi yerine bir kimlik olarak tarihsel varlığına dair gerçeklik feodal ve bağnaz yapının varlığını borçlu olduğu tüm temel argümanlarının desteksiz ve dayanaksız kalması demek değil midir?

köy enstituleri

Köy Enstitüleri Neden Kapatıldı?

Bunlarla beraber teknik ve entelektüel kadroların varlığı daha fazla üretim, kalkınma ve ekonomik alt yapının inşasının da teminatı idi. Yani üst yapı kurumu olan eğitim; ekonomik alt yapıya da olumlu anlamda bir karşı etki yaratıyordu.

Ancak üzerinde tahakküm kurduğu insanların elinden birer birer kayıp gittiği, topraklarının olası toprak reformuyla kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan ağalık ve dini gericilik kurumları ile siyasi arenadaki temsilcileri de bu esnada pek boş durmadılar pek tabii. Enstitülerde gayrı ahlaki ilişkilerin yaşandığı, enstitülerin bulundukları bölgelerdeki sosyolojik yapıya zarar verdikleri, enstitü anlayışının tepeden inmeci bir anlayış olup toplumun gerçek ihtiyaçlarına cevap veremedikleri yönündeki iddia ve eleştiriler kısa sürede yayılmaya başladı. Ve devamla çocukların zorla çalıştırılıp istismar edildikleri konuşulmaya başlandı. Enstitülerdeki erkek öğretmenlerin çevre köy ve kasabadaki dul kadın ve genç kızları rahatsız ettikleri; kadın öğretmenlerin ise enstitülere gelen genç kızlara kötü örnek oldukları da vaaz edilmeye başlandı. Bunlar sadece enstitülerin bulundukları köy ve kasabalarda değil; ne yazık ki meclis kürsüsünde de dile getirilen iddialar oluverdi. Dönemin müfettişleri de bu söylenceler üzerine fazla mesai yapmak zorunda kaldılar. Elbette enstitülerin işlerliği ve bahsi geçen durumların üzerine yazmak ve de tek tek değerlendirmek şimdilik pek mümkün değil.

Anadolu Aydınlanması

Fakat yine de bütün bunların izini sürmek namına edebiyat ile sosyolojiyi buluşturan, toplumsal gerçekçi edebiyatımızın analiz ve kurgu ustası Kemal Tahir’in enstitüler üzerine kaleme aldığı belgesel niteliğindeki romanı Bozkırdaki Çekirdek, enstitülere dair artı ve eksileri anlamak namına bize yardımcı olacaktır. Kemal Tahir, Bozkırdaki Çekirdek’te enstitüler hakkında tarihsel bütüne dair çok önemli bir pay çıkarır.

Erkan Can’ın baş rolde oynadığı, köy enstitüleri ile ilgili bir çok önemli noktanın hatırlatıldığı ve 49. Uluslararası Altın Portakal Film Festivalinde Jüri Özel Ödülünü alan 2012 yılı yapımı Toprağın Çocukları filmini de mutlaka izlemelisiniz.

Roman, enstitünün kuruluş süreci, bölge halkının enstitücülere bakışı, enstitücülerin bölge halkına bakışı, kurumun mevcut sosyal yapı içerisinde olumlu-olumsuz görünümü, öğrenciler ile öğretmenlerin ilişkisi, çocukların kendi içlerindeki ilişkileri, eğitim ve kurum algıları üzerinde durur. Bozkır’daki Çekirdek romanıyla ilgili yazıma da göz atmanızı öneririm sevgili okur.

Bir önceki Engelleri Kitapla Aşanların Hikayesi başlıklı yazımızda, görme engelli alfabesi, görme engelliler için kitap ve görme engelliler hakkında önemli bilgiler yer alıyor.

 

Yazar hakkında

Avatar

Uğur Yıldız

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunu... Yazmaya, okumaya ayırdığı kadar vakit ayıramasa da yazmayı, hayatın sert akıntısında yitip giden değerleri kurtarmak olarak tanımlıyor. Bu yüzden olacak ki düşüncenin, kurallardan ve sert tanımlamalardan uzakta kendine, tam da hayatın içinde imkân bulduğunu söylediği edebiyatı ve edebiyatın özgür alanını seviyor. Modern hayatın getirdiği hızın, telaşın, hırsın, yüzeyselliğin, unutkanlığın ancak yazılı kültür ile aşılacağına inanıyor. Okuduğu bölüme dair yaklaşımıysa; biraz şaka biraz gerçek ‘işsiz bir gazeteci olmaktansa işsiz edebiyat mezunu olmayı yeğlerdim’ şeklinde.

Yorum Yap