Kültür Sanat

Mutlaka İzlenmesi Gereken Yabancı Filmler

Mutlaka izlenmesi gereken filmler
Avatar

Merhaba, sevgili okur. Siz de iyi biliyorsunuz ki her film bir kitaptır. Bir hayat, bir dünya, bir yol ayrımıdır. Kim bilir belki de birleşen yollarımızdır. Yaşadığımız toplumun, sınıfsal konumumuzun, inanç ve pratik birikimlerimizin bizi birbirimizden ve bizi biz yapan özgünlüklerimiz üzerinden farklı kıldığı bir gerçek. Bununla birlikte biz farkında olamasak da mutlaka aynı şeyleri hissettiğimiz ve bazen aynı şeyleri düşündüğümüz de bir gerçek. Günlük hayatın koşuşturmacasında bunu pek fark edemesek de, duruma, dışarıdan bir gözle bakmak pekala mümkün.

İnsana, insanın olmanın hâllerine, güçlü ve zayıf yanlarımıza ayna tutan mutlaka izlenmesi gereken yabancı filmler başlığı altında; duruma dışarıdan bakan gözlerin sahibi usta yönetmen ve senaristlerin kült filmlerini sizin için derledim. Beğeneceğinizi umuyorum. O hâlde hadi buyurun, mutlaka izlenmesi gereken yabancı filmler ile sizi baş başa bırakıyorum.

1. Farenheit 451 – 1966 François Truffaut

fahrenheit 451

Edebiyat tarihinin en dikkat çeken distopyalarından Fahrenheit 451’in uyarlaması olan film; kitapların tümüyle devlet eliyle yasaklandığı bir dünyayı tasvir ediyor. Filmin konusu kısaca şöyle: Devlet, insanların düşünce dünyalarını kontrol altında tutmak ve alışkanlıklarından zevklerine kadar her şeyi birbirine benzeyen tek tip  insanlar yaratmak için tüm kitapları yasaklamış ve kitap kavramını dahi tedavülden kaldırmıştır. Kitaplarla olan savaş kazanılmış; toplum artık kitaplardan arındırılmıştır. Filmin ana kahramanı itfaiye teşkilatında çalışan Guy Montag’ın görevi tespit edilebilen tüm kitapları yakmaktır. Montag, her sabah aynı vazife için evinden işine gider. Ancak Montag, tümüyle tektipleşmiş ve tüm duygularını kaybetmiş insanların arasında kendisini yalnız hissetmeye başlamıştır. Ve bir süre sonra tanışacağı kitap aşığı bir kız, Montag’ın tüm bakış açısını değiştirecektir. İşler Montag için bundan sonra daha farklı olacak, Montag yeni bir dünyayla tanışacaktır.

2. Hunger (Açlık) 2008 – Seteve McQueen

Hunger

Seteve McQueen’in yönetmenliğini yaptığı film, Bobby Sands ve diğer IRA mensuplarının cezaevi direnişleri ve açlık grevi ile maruz kaldıkları insanlık dışı muameleleri konu ediniyor. Film sadece IRA’lıların maruz kaldığı sert muamele ve işkenceleri değil; aynı zamanda karşılaştıkları direniş ve içerisinde bulundukları ortam itibarıyla gardiyanların da alt üst olmuş psikolojilerini işliyor.
Sadece bedensel değil, psikolojik direnmenin de konu olduğu filmde sessizlik kadar diyaloglar da bir hayli vurucu.

3. A Clockwork Orange (Otomatik Portakal) 1971 – Stanley Kubrick

Otomatik Portakal

mutlaka izlenmesi gereken yabancı filmler

Bir Stanley Kubrick filmi olan Otomatik Portakal, şiddet bağımlısı olan bir grup gencin, akla gelmeyecek acımasızlıktaki eylemleriyle çevrelerine saçtıkları korkuyu konu edinir. Sayısız suça karışan çetenin lideri olan Alex, nihayet yakalanır ve gözaltına alınır; ancak hapse atılmak yerine bir şiddet deneyinde kullanılır. Deneyin konusu; insan ve şiddet kavramı arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Tümüyle insan iradesinin sınandığı deney dayanılması zor olan bir deneydir ve söz konusu deneyden sonra karşımıza bambaşka bir Alex çıkacaktır.

Filmin başında seyircide tiksinti ve öfke duygusu uyandıran Alex için artık acıma duygusu kendini gösterecektir. Otomatik Portakal bize iki ayrı uç noktadaki duyguyu tattıracak.

4. I am Sam (Benim Adım Sam) 2001 – Jessie Nelson

My name is Sam

mutlaka izlenmesi gereken yabancı filmler

Karizmatik aktör Sean Penn, Benim Adım Sam ile karşımıza bu kez çok farklı bir rolle çıkıyor. Filmde Sean Penn’in hayat verdiği Sam, 40’lı yaşlarında olan; ancak 5 yaşında bir çocuğun zekâsına sahip özel biridir. Sam, annesinin terk ettiği küçük kızı Lucy ve arkadaşları ile mutlu bir hayat sürmektedir. Ancak Lucy’in doğum günü partisinde Sam’in evine gelen sosyal güvenlik çalışanı, Lucy’i Sam’dan alıp devlet yurduna verir. Sam ve Lucy ise birbirlerinden asla ayrılmak istememektedirler. Sam, Lucy’e tekrar kavuşmak ve sosyal güvenlik uzmanlarına Lucy’e babalık yapabileceğini ispatlamak için elinden geleni yapar.

Film Sam’in Lucy’e tekrar kavuşmak için verdiği olağanüstü mücadele ve Sam ile Lucy arasındaki bağlılık duygusunu işliyor. Filmin yönetmenliğini Jessie Nelson üstlenmiştir.

5. The Motorcycle Diaries (Motosiklet Günlüğü) 2004 – Walter Salles

Motosiklet günlüğü

mutlaka izlenmesi gereken yabancı filmler

Küba devriminin efsane liderlerinden Ernesto Che Guevera’nın yakın arkadaşı Alberto ile çıktığı Latin Amerika gezisinin anlatan film; genç Ernesto’nun Latin Amerika halklarını yakından tanıma olanağı bulduğu motosiklet seyahatini konu alıyor. Ernesto ve Alberto yolculuk boyunca yoksulluk, cüzzam, çarpık kentleşme ve haksızlıkların yanı sıra Latin Amerika uygarlıklarını yakından tanıma olanağı buluyor. Ve bu yolculuk Ernesto için bambaşka bir “ben”in doğuşu oluyor.

Ernesto rolünü Gael Garcia Bernal’in üstlendiği filmin yönetmen koltuğunda ise Walter Salles oturuyor.

6. My name is Khan (Benim Adım Khan) 2010 – Karan Johar

My name is Khan

Yönetmenliğini Karan Johar’ın yaptığı ve bir Hint filmi olan Benim Adım Khan,  Rızvan Khan’ın bir otizmli olarak hayata tutunma hikâyesini anlatıyor. Khan, hayata tutunmanın ötesinde hayatına girdiği herkese mutlaka bir iyilik yapıyor ve bulunduğu her ortamı güzelleştiriyor. Tüm bunları başarırken sahip olduğu tek güç; annesinin ona hiç ayrılmaması yönünde öğütlediği sevgi ve iyiliktir!

Çocukluğunu annesiyle geçiren Rızvan Khan (Shahrukh Khan), annesinin ölümünden sonra Amerika’da yaşayan kuzeninin yanına gider. Khan, işi gereği gittiği bir kadın kuaföründe tanıştığı bir çocuk annesi genç bir kadına (Kajol) âşık olur ve tüm iletişim engellerine rağmen onunla evlenir. İyi bir eş olmayı başaran Khan, aynı zamanda baba rolünü de üstlenir ve bunda da başarılı olur. Ancak Müslüman bir babası olduğu öğrenilen Kajol’un oğlu öldürülür. Kajol için bu durum dayanılması zor bir durumdur ve oğlunun öldürülmesinden dolayı Kahn’ı suçlar. Fakat Khan ön yargılarla mücadele etmeye ve iyilik için çalışmaya kararlıdır ve tüm ülkenin hayranlık duyacağı bir kahraman olacaktır.

7. The Sea Inside (İçimdeki Deniz) 2005 – Alejandro Amenábar

İçimdeki deniz

Ünlü aktör Javier Bardem, filmde 30 yılını yatağa bağlı olarak geçiren Ramon Sampedro rolüyle kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. Sampedro’nun yatağa bağlı olarak geçirdiği 30 yıl boyunca sahip olduğu tek şey dışarıyı izleyebildiği penceresidir.

Yönetmenliğini Alejandro Amenabar’ın yaptığı İçimdeki Deniz, Bardem’in rolünün hakkını verdiği dokunaklı bir eser.

8. City of God (Tanrıkent) 2002 –  Fernando Meirelles, Kátia Lund

Tanrıkent

mutlaka izlenmesi gereken yabancı filmler

Film, Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde hükümet eliyle kurulmuş gecekondu mahallelerinden birinde geçiyor. Yoksul ve kalabalık olan bu kenar mahallede; şiddet, yoksulluk, uyuşturucu trafiği ve çeteler hayatı cehenneme çevirir. Çocuklar hayatta kalmak için güçlü olmak zorundadır, güçlü olmak için de bu çetelerden birine mensup olmak neredeyse bir kural hâline gelmiştir. Uyuşturucu kullanmak, şiddet eylemlerine katılmak alelade bir hayat rutinidir.

En yakın arkadaşlarının bu suç ortamında bir bir kaybolduğuna şahit olan “Roket”, kendisi için bir çıkış yolu aramaya koyulur. Hayalindeki muhabirlik mesleği içinde bulunduğu gettodan ona bir çıkış yolu sunacaktır. 2002’de izleyiciyle buluşan filmin yönetmenliğini Fernando Meirelles ve Kátia Lund yapmıştır.

9. Carandiru 2003 – Héctor Babenco

Carandiru

mutlaka izlenmesi gereken yabancı filmler

2003 yapımı olan ve yönetmenliğini Hector Babenco’nun yaptığı Carandiru, şiddet ve suç olgularını işlerken, bunların yoksulluk ve toplumsal algıyla olan ilişkilerini irdeliyor.

Sao Paulo Cezaevi’ni düzenli olarak ziyaret eden ve cezaevindeki yüzlerce mahkûmun birbirinden farklı aşk, tutku, hırs, öfke, suç ve hayallerine dair tanıklık etme fırsatı bulan bir doktorun izlenimlerinin işlendiği film; aynı zamanda Carandiru ve Carandiru’da yaşananlara dışarıdan bir gözle bakma olanağı da veriyor.

10. 12 Angry Man (On iki Öfkeli Adam) 1957 – Sidney Lumet

On iki Öfkeli Adam, cinayet suçundan yargılanan bir gencin akıbetine karar vermekle yükümlü on iki jüri üyesinin karar verme sürecini konu ediniyor. Genç adam, bizzat babasını öldürmekle itham edilir. Genç, her ne kadar bu suçu işlemediğini söylese de  kaybettiğini söylediği bıçak, cinayetin işlendiği odada bulunur. Gencin mahkemeye sunduğu savunma ise onu aklamaya yetmeyecek kadar zayıftır. Gencin aleyhine konuşan tanıkların söyledikleriyse gencin suçlu olduğunu neredeyse kesinleştirmiştir ve idam edilmesi olasıdır. Ancak yine de jürinin alacağı karar belirleyicidir. Her biri farklı meslek grubuna mensup on iki kişilik jüri üyesinden sadece Davis, gencin suçlu olmadığına kanaat getirir.

Davis’in kanaatine dair yaptığı açıklamalar ve diğer jüri üyelerine yönelttiği sorular, jürinin kararını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda jüri üyelerinin kanuna aşırı güven, ön yargı, alt sınıflara karşı duydukları öfke ve güvensizliklerini de ifşa eder.

“Bir önceki Brisighella başlıklı yazımızda İtalya’nın Brisighella ilçesi, antik eşekler yolu, Brisighella gezilecek yerler hakkında bilgiye ulaşabilirsiniz.”

 

Yazar hakkında

Avatar

Uğur Yıldız

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunu... Yazmaya, okumaya ayırdığı kadar vakit ayıramasa da yazmayı, hayatın sert akıntısında yitip giden değerleri kurtarmak olarak tanımlıyor. Bu yüzden olacak ki düşüncenin, kurallardan ve sert tanımlamalardan uzakta kendine, tam da hayatın içinde imkân bulduğunu söylediği edebiyatı ve edebiyatın özgür alanını seviyor. Modern hayatın getirdiği hızın, telaşın, hırsın, yüzeyselliğin, unutkanlığın ancak yazılı kültür ile aşılacağına inanıyor. Okuduğu bölüme dair yaklaşımıysa; biraz şaka biraz gerçek ‘işsiz bir gazeteci olmaktansa işsiz edebiyat mezunu olmayı yeğlerdim’ şeklinde.

Yorum Yap