Yaşam

Popülerin Sihri Arda Turan

Arda Turan
Avatar

Futbolcu Arda Turan’ın bir gece kulübünde şarkıcı Berkay ile yaşadığı kavga politika ve ekonomi gündemini dahi gölgede bıraktı. Şimdilik bildiğimiz şu ki, Arda gittiği gece kulübünde şarkıcı Berkay’ın eşine (Özlem Ada Şahin) “Evli olmasaydım seni kaçırmazdım” minvalinde bir ifade kullanıyor. Bunun üzerine ve pek doğal olarak Berkay olaya müdahale ediyor. Tam bu anda tartışma arbedeye dönüşüyor ve Arda Turan, Berkay’ın burnunu kırmak suretiyle onu yaralıyor.

Olayın buraya kadar olan kısmı esef etmemize yetiyor da artıyor bile. Ancak Arda için olay burada bitmiş değildir tabii. O, delikanlılık ve “mertlik” zırhını da bürünüp belindeki tabanca ile Berkay’ın tedavi gördüğü hastaneye kadar gidiyor ve Berkay’a “Senin eşin olduğunu bilmiyordum” diyerek belinden çıkardığı tabancayı Berkay’a uzatarak “Al vur beni” diyor. Derken yine, detayı pek önemli olmamakla beraber, o tabanca ateş alıyor ve medyada curcuna başlıyor: Topçu-popçu kavgası!

Olay neresinden tutsak elimizde kalacak cinsten, bir kadına “seni kaçırmazdım” denilmiş olmasının ayıbı da bir tarafa. Arda Turan , hastaneye giderek Berkay’a “Eşin olduğunu bilmiyordum” deme nezaketini(!) gösteriyor. Yani Turan’ın bu ahlak ve delikanlılık anlayışından anladığımız, eğer bir kadın herhangi bir kimsenin eşi, nişanlısı ya da sevgilisi değilse “kaçırılmama”sı pek meşru ve ahlak paradigmasının dâhilinde. Hem ne sakıncası var ama öyle değil mi? Kim yadırgıyor ki bunu! Özlem Hanım’ın yalnız dans ediyor(muş) olması medyanın yakın kadrajına alındı bile! Medyanın “kadın” tanımı, toplumun “kadın” tanımı, popüler kültürün “kadın” tanımı, modanın “kadın” tanımı derken Arda’nınki suç işlemek değil de suça iştirak etmek oldu sadece!

Arda Turan

Hâlbuki Arda Turan , bir şarkıcının burnunu kırmamış olsaydı ve diğer şımarık hemcinsleri gibi evli bir adam olarak genç kızlarla, mankenlerle kol kola gecelerde paparazzilerin kamerasına takılsaydı “çapkınlık turları”nda olacaktı sadece!  Olsun yine de beline tabancasını takıp “adam”lık ve “delikanlılık” görevini yaparak ahlaki vazifesini yerine getirdi.

Modern Zaman Gladyatörleri

Aslında Arda Turan’ın ilk vukuatı da değildi bu. Buna benzer olaylarla gündeme geldi daha önce de. Hatta bir keresinde bir maçta hakeme kramponunu fırlatacak kadar ileri gitti! Ancak o zaman esef etmedik! Vah ettik. Ya müsabakalardan men edilseydi! Oysa o bizim Avrupa futbolundaki temsilcimizdi. Başarıya aç bir toplumun toplumsal açlığını doyuruyordu. Bu yüzden medya otoriteleri Arda’yı ‘aman dikkat et yavrum’ diyerek uyardı. İyi niyetli ve yapıcı eleştiriler havada uçuştu! Arda’yı şımarık ve cüretkâr kılan da zaten Avrupa’ya uzanan bu başarılı futbol öyküsüydü. Bir başarı öyküsü! Üstelik futbolda! Tam da popüler kültürün aradığı bir reyting malzemesi. Nasıl başardığı pek önemli değil zaten. Herhangi bir güçlü kişilik imajı onu alkışlayacak kitleyi her daim hazırda bulabiliyor. Yani Arda, aslında “Arda” olmak için de özel bir çaba sarf etmedi. O zaten kavga görmeye susamış binlerce seyircinin gözdesi modern zaman Gladyatörü idi.

Arda Berkay

Eşi için “ortanca hanım” ifadesini kullanan Ali Ağaoğlu, kadınlar hakkında akla hayale sığmayacak ifadelerle onları yazı malzemesi yapan Serdar Turgut, Güneydoğulu kadınlar ikinci eş olarak alınsın diyen siyasetçi, tacize maruz kalan kız çocukları için bir kereden bir şey olmaz diyen bakan hâlâ hayatımızın merkezinde değiller mi? Ve bu çıkışlarından sonra toplumsal itibarlarından ne kaybettiler ki? Sadece Gladyatörler değil; onları sahaya süren imparatorlar da var, var oldular, olacaklar…

Bu devasa imparatorları ve onların gözdesi Gladyatörleri akıl sağlığımızı yitirmişçesine, itidalin çok uzağında, histerili bir ruh hâliyle avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlıyoruz. Ya korkumuzdan ya aptallığımızdan ya da düpedüz açgözlülüğümüzden! Bu güruhun yolunu açan biziz.

Arda Turan : Dibe Vuruşun Adi Çırpınışı

Arda kendisi için hazırlanan pozisyonda topa koştu sadece! Bu cüretkârlık bize hiç yabancı değil! Kabul edelim ki bu olay iki ünlü arasında yaşanmamış olsaydı bu kadar gündeme gelmeyecekti. Özlem Hanım Berkay’ın eşi olmasaydı yaşadığı olay bu kadar gündemde olmayacaktı. Tanık olduğumuz ve tanığı olmaktan hicap ettiğimiz olay bütün Özlemlerin hikâyesi. Gücün, hırsın, cüretkârlığın yansıra ahlak ve tüm temel değerleri hiçe sayan kariyerizmin hikâyesi. Ama aynı zamanda bir dibe vuruşun adi çırpınışı! Cehaletten beslenen cüretin hikâyesi.

Arda Turan Berkay

Bütün bu değer erozyonunun, yabancılaşmanın, çürümenin hem müsebbibi hem besleneni olan medyanın olayı kınayan bir dille sunması ise kendi pisliğinin kokusuna kendisinin dahi dayanamamasının izahıdır. Bizler de ancak koku dayanılmaz bir noktaya gelirse kaçıp arınıyoruz(!). Ancak zaman kaybetmeden modanın, popüler kültürün, paranın, iktidarın ve kazanma hırsının yarışına kaldığımız yerden devam ediyoruz! Koku dağıldıktan hemen sonra!

Halk ozanı Aşık Mahsuni’nin “Rüşveti hak bilip her dakika hile yapıp takva çektim ise yuh” dediği gibi bizler de kokudan burnumuzu tıkıyoruz, o kokuyu lanetliyoruz ama o kokunun kaynağına sinekler gibi üşüşmekten imtina etmiyoruz!

Toplumsal İkiyüzlülük

Sevgili okur! Arda Turan , bizim toplumsal açlığımız ve hayal kırıklığımızdır. Arda, Avrupa takımlarında bir centilmen sporcuymuşçasına ve bir anda bu noktaya gelmişçesine davranmak, hayretler içerisinde olmak da toplumsal ikiyüzlülüğümüzdür. Bir günah keçisi bulup ona lanetler yağdırarak arınmaya çalışıyoruz. Ancak yarın bir başka Arda’yı biz kendi ellerimizle yaratacağız. Bir başka kahraman, bir başka hayal kırıklığı…

Çünkü biz hep biz olarak kalıyoruz ne yazık ki! Kendi utançlarımızla yüzleşmekten korkan ve kaçan biz artık bu kötülüğün bir parçası olduk. Toplumun onlarca sıradan karakterinden birini seçip onu ilahlaştırıyoruz ve sonra manevi açlığımız doyduğunda kendi inşa ettiğimizi putu yıkıyoruz.

Vahşilerimiz de Kahramanlarımız da Kendi İçimizde

Tıpkı Eduardo Galeyano’nun Tepeteklak’ta anlattığı hikâye gibi vahşilerimiz de kahramanlarımız da kendi içimizden. Ne zaman kahraman olacakları, ne zaman vahşi olacakları ancak popüler iktidarın ve onun lokomotifi olan resmi ideolojinin ihtiyacına bağlı.

“Yenuri Chiuala 1995’te, Peru ve Ekvator arasındaki sınır savaşları sırasında öldüğünde on dört yaşındaydı. Lima’nın yoksul mahallelerinde yaşayan pek çok diğer delikanlı gibi zorla askere alınmıştı. Onu, geride hiçbir iz bırakmadan alıp götürmüşlerdi.

Eduardo

Televizyon, radyo ve yazılı basın Peru için canını feda eden gençlik örneği olarak şehit çocuğu göklere çıkardı. Yine o savaş günlerinde El Comercio gazetesi ilk sayfalarını spor ve polisiye sayfalarında lanetler yağdırdığı aynı gençleri kutsamaya ayırmıştı. Los Cholos Thrinchudos, yani yerlilerin torunları, diken saçlı kara derili yoksullar, savaş meydanlarında üniforma giyince vatan kahramanıydılar ama aynı iyi vahşiler sivil hâlde dağıldıkları şehir sokaklarında ve futbol stadyumlarında şiddete doğuştan eğilimli doğuştan canavarlardı.*

*Eduardo Galeano, Tepetaklak: Tersine Dünya Okulu


Bir önceki “2018 Antalya Film Festivali” başlıklı yazımızda Antalya film festivalinde yaşananlar, ödüller ve hafızalarda kalan görüntülerin yer aldığı içeriğimize ulaşabilirsiniz.

Yazar hakkında

Avatar

Uğur Yıldız

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunu... Yazmaya, okumaya ayırdığı kadar vakit ayıramasa da yazmayı, hayatın sert akıntısında yitip giden değerleri kurtarmak olarak tanımlıyor. Bu yüzden olacak ki düşüncenin, kurallardan ve sert tanımlamalardan uzakta kendine, tam da hayatın içinde imkân bulduğunu söylediği edebiyatı ve edebiyatın özgür alanını seviyor. Modern hayatın getirdiği hızın, telaşın, hırsın, yüzeyselliğin, unutkanlığın ancak yazılı kültür ile aşılacağına inanıyor. Okuduğu bölüme dair yaklaşımıysa; biraz şaka biraz gerçek ‘işsiz bir gazeteci olmaktansa işsiz edebiyat mezunu olmayı yeğlerdim’ şeklinde.

Yorum Yap