Kültür Sanat

Ressam Cemal Akyıldız

Cemal Akyıldız Gravür
Avatar

Sirkeci’den Cağaloğlu’na doğru çıkarken Babıali yokuşunun arka tarafındaki Ankara Caddesi’nde bulunan küçük atölyesinde tüm içtenliği ve misafirperverliğiyle karşılıyor bizi ressam Cemal Akyıldız. Bir zamanlar Türk basınının kalbi olan meşhur Babıali’yi ve biraz da eski İstanbul’u anlatarak başlayan sohbetimiz, Cemal Bey’in Trabzon’da doğduğu sevimli ahşap evin duvarındaki taşların özelliklerine kadar uzanıyor. Kendini iyi bir tabiat gözlemcisi olarak tanımlayan ressam Cemal Akyıldız, neredeyse tüm Anadolu’yu gezmiş ve oralardaki tarihi eserleri resmetmiş. Atölyenin duvarlarına özenle astığı gravür resimlerle tarihin tozlu sayfalarında naftalin kokulu küçük bir gezintiye çıkıyoruz; Cemal Bey’in güler yüzü ve kendine özgü espri yüklü anlatımıyla tabii… Türk ressamlar başlığı altında değerli bir ismi sizinle buluşturuyoruz. Keyifli okumalar.

Tarih Araştırmacısı, Bir İstanbul Aşığı Ve Ressam Cemal Akyıldız’ı Bize Biraz Anlatır Mısınız? Gravür Resme Olan Merakınız, Tarihe Duyduğunuz İlgi Ve Bu İstanbul Sevdası Nereden Geliyor?

 Ben daha okula başlamadan resim çizmeye başladım. İlkokulda dünya ilkokullar resim yarışmasına Türkiye’den benim resmim gitti. Bütün idealim ressam olmaktı, ama ailem ressam olmamı istemedi. Aslında ailem soydan sanatçı. Resim değil, fakat sanatın diğer dallarıyla ilgililerdi. Babam varlıklı bir tüccardı ve ideali, ticari olarak tahsil yapıp onun mesleğini devam ettirmemdi. Ama benim aklımda hep resim vardı. Ticari liseyi bitirdikten sonra 1949’da İstanbul’a Güzel Sanatlar Akademisi’ne geldim, Güzel Sanatlar Akademisi benim hayalimdi. Bir Karadenizli olarak İstanbul sevdam da yine bu resim sanatından geliyor. Çocukluğumda idealim ressam olmak, resmi de Güzel Sanatlar Akademisi’nde almaktı; çünkü  İstanbul’da sanatın her icraatı var. İstanbul ile ilgili ne kadar gazete haberi varsa onları keser, saklardım. Resim eğitimi için İstanbul’a geldiğimde İstanbul’u İstanbullulardan daha çok tanıyor, biliyordum.

Türk Ressamlar

Türk Ressamlar

“İdealimdeki Gerçek Resmi Terk Etmedim”

Benim geldiğim tarihlerde Güzel Sanatlar Akademisi’nde soyut resim baş tacı.  Oysa Anadolu’daki hocalarımız Osmanlı’nın son devrinin en büyük, en değerli ressamlarının talebeleri: İbrahim Çallı’nın, Hikmet Onat’ın… Onlar hocalarının klasik resmini bize aşıladılar. Hayallerimizde klasik resim vardı. Ama maalesef İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde klasik resme çok az yer veriyorlardı. Sukut-ı hayale uğradım. Hocalarım da bunu hissetti. Dışarıdan, klasik ressamlardan öğrenerek sanatımı daha iyi icra edebilirim dedim ve Akademi’yi bıraktım. O zamanlar İstanbul’da dünya çapındaki üç-dört ressamın atölyelerine gittim, onlara çıraklık yaptım. Resmin temelini o değerli hocalarımdan öğrendim.

Ben, idealimdeki gerçek resmi terk etmedim. Soyut resim de elbette bir sanat ve değerli eserler de var, ama ben itibar etmedim. Benim mantığıma göre resim, gördüğün şeyi, hakikisini çizmektir. Gerçek resim klasik resimdir. Daha ilkokuldayken insana bakarak, ona benzeterek çizerdim. Bence baraj budur, portredir. Portre resmi en zorudur. Ressam olabilmek için çocukluktaki bu barajın aşılması lazım. Ölçü, gördüğünü çizmektir. Ne kadar benzetirseniz dereceniz o kadar yüksektir. Bu bakımdan çocukluğumda da iddialıydım, şimdi de öyle. Ben portresi çizilecek kimselerin portrelerini çizerim. Sipariş portre yapmıyorum. Atatürk’ten itibaren tüm cumhurbaşkanlarının portrelerini çizdim. 2001’de o zamana kadarki cumhurbaşkanlarıyla ilgili bir tarihi belge çıkarttılar. Bu belge için cumhurbaşkanlarının resimlerini çizdim. Fatih Sultan Mehmet’i de çizdim mesela. Ancak onun haricinde portre çizmiyorum.

2 Bin Civarında Roman Kapağı

Akademi’yi bıraktıktan sonraki yıllara geri dönecek olursak; o dönemde resimden iyi para kazandığımı söyleyebilirim. Akademi’deki bir hocamın Babıali’de reklam afiş atölyesi vardı. Orada iki sene çalıştıktan sonra 1951’de 18 yaşımdayken kendi atölyemi açtım. Kitap kapakları, sinema afişleri, okul kitaplarının içindeki resimler ve hat sanatı yaparak iyi paralar kazandım. 2 bin civarında roman kapağı çizdim. 1980’li yıllarda fotoğraf ve baskı teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte Türk ressamlar olarak zamanla işlerimizi kaybettik. Çünkü benim 1 hafta ya da 1 günde çizdiğim kompozisyonu dijital ortamda birkaç saatte çizebiliyorlar.

Cemal Akyıldız

Türk ressamlar

“Türkiye’nin Hemen Her Vilayetini Gezdim”

Ben zamanımın büyük bir kısmını resimden sonra tarihi araştırmalar yaparak geçiririm. Tarihe olan hevesimi tarihi resimler çizerek uyguladım, kendimi öyle tatmin ettim. Tabii bu zamanla devlet tarafından fark edildi ve beni Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar tarihi Türk eserlerini çizmem için gönderdiler. Kültür Bakanlığı ile Anadolu’daki tarihi Türk eserlerini çizmem için vilayetler belirleyip oraya tarihi öneme sahip muhteşem Türk eserlerini çizmek için giderim. Sonrasında o çizimler kitap halinde yayımlanır ve hediye olarak vilayeti ziyaret eden önemli isimlere takdim edilir. Türkiye’nin hemen hemen her vilayetini gezdim, çoğunun resmini çizdim. Vilayet gezmelerime hâlâ devam ediyorum. Şu sıralar ise başka bir şeyin hazırlığı ve heyecanı içerisindeyiz. İstanbul Üniversitesi ile bir kitap hazırlığı yapıyoruz. Ben 25 senedir İstanbul Üniversitesi’nin ressamıyım. Yakın zamanda İstanbul Üniversitesi Tarih Araştırmalar Ana Bilim Dalı Ressamlığı’na getirildim. 60 küsur senelik resim hayatım boyunca çizdiğim 350’den fazla eserim tarihçeleriyle kitaplaştırılacak.

Türkiye’de Gravür Çok Anlaşılan Bir Sanat Değil. Gravür Resmi Nasıl Tanımlarsınız? Nasıl Çizmek Gerekiyor? Tarih Veya Mimariyle İlgili Okumalar Gerektiriyor Mu?

 Gravürün dünyadaki hikâyesini anlatarak başlayayım sorunuzu cevaplamaya. Rönesans devrinde ünlü ressamların eserleri zengin kimselerin şatolarında olurdu, halk görmezdi. Mesela dünyanın en büyük eserlerinden Mona Lisa, çizildikten ancak 50-60 yıl sonra halk tarafından görüldü. Ressamlar, eserlerini daha fazla kişiye ulaştırmak, yaymak istiyorlardı. Ama o dönemde matbaacılık ve fotoğrafçılık yok. O zamanın teknolojisi çoğaltma işine pek uygun değil. İşte ressamlar eserlerini çoğaltmak için bir sistem icat ettiler. Bu sisteme, uygulamaya gravür adını verdiler ve ressamlar buna uygun biçimde gravür tarzıyla resim çizmeye başladılar.

Bu uygulamadan da kısaca bahsedeyim. Orijinal resmin yapılacağı kalıp yumuşak bir metalden seçilir; bakır veya çinko. Çizilen resim o metalin üzerine ana hatlarıyla belli edilir. Daha sonra kalem gibi sivri çelik uçlarla resim oyularak çizilir. Latince grave oymak, graver oyan kişi, gravür ise oyulan şey anlamlarına geliyor. Yani, aslında gravür bu tekniğin adı. Bugün bu oyma işini yapacak ustalar yok. Şimdilerde bu işi asit yapıyor. Çizilen resim teknoloji sayesinde sıfır kayıpla çinkonun üzerine tab ediliyor ve asit, tab edilen çizgilere dokunmayıp boş yerleri oyuyor. Bunu teknoloji yapıyor, mühim olan gravür tarzında resmi çizmek.

Ressam

Türk ressamlar

Sizin Çalışmalarınızın Hem Belgesel Bir Tadı Hem De Sanatsal Bir Yönü Var. Gravür Resim Çizerken Gördüğünüzün Yanında Başka Nelerden Besleniyorsunuz? Resmi Çizmeden Önce Nasıl Bir Hazırlık Süreci Geçirdiğinizi Ve Nihayetinde Eserin Nasıl Ortaya Çıktığından Biraz Bahseder Misiniz?

 Gravür resimde gördüğünü çiziyorsun evet, ama bilgiyle hakikate daha çok yaklaşırsın. Yani, tarih, mimari gibi alanlarda okumalar yaparak resimde ‘aslına’ yaklaşırsın. Ben doğuştan mimarım. Harap olmuş bir tarihi eseri gördüğünde onun aslının nasıl olduğunun, nasıl göründüğünün iddiasını yapıyorum. Bu da elbette bilgiyle oluyor. Bununla ilgili çok fazla okuyor, araştırıyorum. Okumanın yanında size şunu da söyleyeyim, ben tarihi eserlerin duvarlarını aslına uygun yaparım, dokusunu yansıtırım; çünkü ben aynı zamanda bir duvar ustasıyım. Resmimi besleyeceğini bildiğim için duvar ustalarıyla birlikte çalıştım, duvar ördüm. Eserin duvar taşlarının birbirine olan oranını ve taşın özelliklerini, dokusunu çok iyi bilirim. Bir tahtayı çizerken, tahtanın tabiatındaki damarları bileceksiniz. Hakikati olduğu gibi yansıtmak için her şeyi öğrenmeye, bilmeye gayret ettim.

Türk Ressamlar : Cemal Akyıldız “Sanatçı, Varlığın En Güzel Görüldüğü Tarafı Yakalar”

Bazıları diyor ki, eserin bir fotoğrafını gönderelim sen resmini çiz. Hayır. Ben bizzat göreceğim ve perspektifi tespit edeceğim; çünkü resmin temeli perspektiftir. Her varlığın en güzel görüldüğü bir taraf vardır. Sanatçı, işte bunu yakalayacak. Çizeceğim eserin bulunduğu yere gidiyorum, perspektifi tespit ediyorum ve kurşun kalemle o yapının, o güzel eserin etüdünü yapıyorum. Eseri tabii ki oturup karşısında çizmiyorum, İstanbul’daki atölyemde çiziyorum. Yaratılış bakımından aslını unutursun. Bu yüzden eserin bütün özelliklerini çok ayrıntılı bir şekilde fotoğraflarla tespit ediyorum, müsveddesini yapıyorum. Yani, binayı atölyeme taşıyorum. Resmi çizmem bazen günlerce, bazen haftalarca sürüyor. Hem okumalarım hem araştırmalarım hem de eserle ilgili aldığım etüt çizimleri ve fotoğraflarla birlikte ortaya aslına en yakın resmi çıkartıyorum.

Peki, Resimden Gravür Resme Geçişiniz Nasıl Oldu? Neden Gravür Resim?

Gravür resim ile aslında tarihe not düşüyorsunuz. Geçmişi, geçmişin güzelliklerini günümüze taşıyan gravür, hem belgesel nitelikli hem de estetik değeri olan çizimlerdir. Zaten amaçlanan da bu. Geçmişe dair tarihi eserler, tarihi değeri olan şeyler gravür tarzında çizilmiştir. Tarihteki en meşhur ressamların çizmiş olduğu gravür tarzı resimlerin hepsi benim için birer rehberdir. Ben o teknolojinin dışına çıkmıyorum, tarihteki üstatlarımız ne tarz çiziyorsan ben de öyle çiziyorum. Hakikati görmek ve çizmek mühim olan. Buna en yakın gravür resim olduğu için gravür resme geçiş yaptım.

Türk Ressam

Türk ressamlar

Yaratılan Güzellikleri Kağıda Aktarmak

Tabiat, her şeyi çok güzel yaratmıştır ki, yarattığı her şeyde bir ‘en güzel oran’ vardır. Allah, o kadar mükemmel yaratmıştır ki, biz de o yaratılmış güzelliği aynen kağıda aktarmakla kendi yeteneğimizi ortaya koyarız. O en güzele bir şeyler katarak, ekleyerek değil, onun aslını çizerek… Dünyada yaratılan hiçbir şey çirkin değildir. Bütün mahlûkat en güzel şekilde yaratılmıştır. Mesela, bir kelebeğin gövdesini, kanat yapısını ve kanatların o gövdeyi taşıyacak ağırlığa sahip olmasındaki oranı düşünün. Bir yılan mesela, onun bile bir kıvrıntı güzelliği vardır. Tabiat her şeyi en güzel şekilde yaratmıştır. Sanatçı da bunu kâğıda veya heykele ne kadar az kusurla aktarırsa o kadar yeteneklidir. Tabiat, en güzel sanatçıdır. Biz de mümkün olduğunca ne kadar aslına uygun çizersek sanatımızdaki değer de o kadar olur.

Türk ressamlar : ressam Cemal Akyıldız; “Sanat, bir tabiat vergisidir, yetenektir. Sivas’taki Divriği Ulu Cami 1230’lu yıllarda yapılmıştır. Dünya çapındaki bu muhteşem eseri yapan mimar veya onun resmini çizen ressam o dönemde hangi ortamda yetişmiş olabilir. Okul yok, imkânlar kısıtlı… İşte bu bir yetenektir. Tabiat bize nasibimiz olduğu kadar bir yetenek verir; kimine seste, kimine hitabette, kimine çizimde, kimine ise sporda…. Evet, şaşırmayın; spor da bir güzel sanattır. Ben aynı zamanda milli sporcuyum. Ağır sporları ve Karadenizli olduğum için su sporlarıyla ilgilendim; kürek ve yüzme. Sporun belli bir dozu var, kendinizi hırpalarsanız ömrünüz kısa olur”

Şu Ana Kadar Açtığınız Sergi Sayısı 200’ün Üzerinde. Önümüzdeki Dönemde Sergileriniz Olacak Mı? Çizim Yapmaya Devam Ediyorum Dediniz. Planlanmış Bir Vilayet Geziniz Ya Da Çizmek İstediğiniz Eserler Var Mı?

Evet, şimdiye kadar 200’ün üzerinde sergim oldu. Önümüzdeki dönemlerde büyük bir ihtimalle Bosna Hersek’e gideceğim, orada bir sergi açacağız. Bir mimarlık harikası olan Mostar Köprüsü’nü çizdim. 27 metre yüksekliğindeki köprünün mimarının Mimar Sinan’ın talebesi olduğunu söylüyorlar. Harikulade bir eser. Biz sanatçıların en büyük ilham kaynağı tabiat güzelliğidir. Dağdan, dereden, denizden, tepeden besleniriz. Fakat oralar dümdüz, bozkır. O muhteşem mimari eserler o dönemlerde, o şartlarda nasıl yapılmış, bu insanlar kendilerini nasıl yetiştirmiş şaşırdım, hayran kaldım. Bugünkü mimarlık bunları yapamaz. İşte bu içten gelen tabii yetenektir.

Anadolu’nun hemen her yerine gittim. Yurt dışında da çok sergiler açtık. Bundan 5 yıl önce Dışişleri Bakanlığı, Türk mimarisini, Türk güzel sanatını temsil eden 60 eserimi Balkanlar’da devlet devlet dolaştırdı, açılışları yapıldı. Halen de devam ediyor sergilerim, çizimlerim.

 “Kanuni’nin Türbesini Çizmek İstiyorum”

Yurt dışında muhteşem mimari eserlerimiz var. Ben buralara gidip çizmek istiyorum. Mesela Orta Asya’da Türkmenistan’da 10 tane tarihi eser çizdim ki, daha fazla var oralarda. Özbekistan, Tacikistan… Mesela, Hoca Ahmet Yesevi Türbesi bir derya, orayı çizmek istiyorum. Bütün padişahların türbelerini çizdim. Macaristan Zigetvar’da Kanuni Sultan Süleyman’ın iç organlarının gömüldüğü yer müphemdi, ancak artık tespit edildi. Ona yakışacak bir türbenin olması lazım. Benim devletten talebim, bu türbenin mimari çiziminde ben de katkıda bulunmak istiyorum. Elbette sonrasında türbenin resmini de çizmek istiyorum.

Bir önceki Filistin İsrail Sorunu : İşgal başlıklı yazımızda, Filistin işgali ne zaman başladı, Filistin işgal haritası ve Filistin işgal tarihi ile ilgili bilgiler yer alıyor.

Yazar hakkında

Avatar

Gül Demirdaş

Marmara Üniversitesi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun genç iletişimci; okur, yazar, çizer, araştırır, gezer, keşfeder, paylaşır… Editörlük yapan, bunun yanında şiir ve öykü yazmaktan da kendini alamayan yazar adayı, “Yazmak, en zoru; kimi zamansa en kolayı. Zorluğunda ya da kolaylığında değilim ben işin. Yazarak var oluyorum, hepsi bu” diye özetliyor yazmayı.

Yorum Yap