Gezi Yaşam

Trabzon Gezisi Notları

Trabzon Gezisi

Gezdiğimiz, gördüğümüz yerleri, şehirlerin sahip oldukları değerleri, yörelere özgü lezzetleri sizinle paylaşmak için can atıyoruz sevgili okur. Seyahat etmeyi, şehirleri yakından tanımayı, yeni yerler keşfetmeyi, insanlarla tanışmayı seviyoruz. İlk durağımız Karadeniz’in hırçın şehri Trabzon. Karadeniz dendiğinde akla Trabzon, Trabzon dendiğinde ise akıllara Sümela Manastırı, Uzungöl  ve doğa harikası yaylalar geliyor elbette. Ama dedik ya biz biraz farklıyız diye. Trabzon gezisi yazımızda, sizi en güzel yerinden bağrına basan Trabzon Boztepe’den ve 750 yıllık tarihiyle bizi  kucaklayan Trabzon Ayasofya’dan selamlıyoruz.  Akçaabat Köftesi ile ilgili söyleyeceklerimiz de var. Trabzon gezi yazısı ve Trabzon gezilecek yerler listesi için hadi buyurun…

Trabzon Gezi Planı

Trabzon gezisi için merkezden yaklaşık yarım saatlik kısa bir yolculuktan sonra Trabzon’un en güzel köşelerinden biri olan Boztepe’ye çıktık. Şehri tepeden seyretmek için çıkılır Boztepe’ye. Denizden 280 metre yüksekliktesiniz ve şehri bir kartal misali izliyorsunuz. Trabzon’u dolaşırken hemen sorarlar zaten: “Nereden geldiniz, Boztepe’ye çıktınız mı?”

Trabzon Boztepe

Şehrin olmazsa olmazlarındandır yükseklikteki tepe. Hoş bir rüzgâr yüzünüzü okşayıp duruyor yukarıda. Karadeniz’in ucu bucağı belli değil karşınızda.

Acı acı döktüren bir kemençe yukarıdaki kafelerden birinde hoparlörden Karadeniz’e doğru sesleniyor. Kemençenin yanık sesi delip geçiyor hepimizi, kalıveriyoruz yerimizde. Bir Karadenizli yandan bodoslama giriyor:

“Tanimadinuz mi?”
“Hayır!”
Şaşırıyor: “Haçan İsmail Karataştur, hiç duymadunuz mi?”
“Serin sirtun başinda otur misun
Hep ağlamış hem da beni demişsun
Serin sirtun başinda oturmisun
Hep ağlamiş hem da beni demişsun
Ayrilurken verduğum mendil ile
Gözlerinun yaşlarinu silmişsun
Ayrilurken verduğum mendil ile
Gözlerinun yaşlarinu silmişsun”

Kemençenin hüzünlü sesi eşliğinde bir masaya iliştik ve semaverle çayımızı sipariş ettik. İsmail Karataş, Karadeniz’e doğru hüznüyle bizi sersemletiyor, Boztepe’de bütün Trabzon ayaklarımızın altında; aileler, kaçamak yapan sevgililer, başını dinlemek isteyenler bir masaya çökmüşler. Trabzon Havalimanı aşağıda hareketli, günde 40-50 uçak inip kalkıyor. Denizin hırçın uşaklarının yumuşak dili kemençe almış başını gidiyor ve Trabzon avucunuzun içinde ve Karadeniz ne kadar uçsuz bucaksız ve semaverden doldurduğumuz çay ne lezzetli… Trabzon gezisi bizi mutlu etmeye devam ediyor.

Boztepe’de dolaşırken elindeki fotoğraf makinasıyla biri yaklaşıyor. Ahmet Sağlam 25 yıldır burada fotoğraf çektiğini ve geçimini böyle sağladığını sözcüklere vuruyor. Boztepe’nin Trabzon’un en güzel yeri olduğunu, insanın burada yaşadığının farkına vardığını anlatıyor.

“Kendimi En Özgür Hissettiğim Yer Burasıdır”

Trabzonlu bir arkadaşımız Sedat Aygün yıllar önce bir Trabzon gezisi sırasında yaşayıp da unutamadığı bir Boztepe anısını bizimle paylaşıyor: “Trabzonspor’un maçı vardı o gün, maçın başlamasına daha vardı. Boztepe’den bir çay içelim dedik. Yan masamızda oturan yaklaşık 80 yaşlarında bir amca vardı, bir süre bize baktıktan sonra torunum dedi, siz Trabzon’un neresindensiniz? Yomra’lıyız dedik. Ben Sürmeneli’yim dedi amca ve başladı hikâyesini anlatmaya. Trabzon’da yaşayan Rum bir ailenin oğluymuş, tüm ailesi Yunanistan’a göçmüş. Sen gitmedin mi burada mı kaldın dedik, yok dedi, ben her yıl 2-3 defa gelirim Trabzon’a. Kopamadım bir türlü torunum, Yunanistan’a gittiğimizde ben ilkokula gidiyordum. Trabzon’a geldiğimde her defasında Boztepe’ye çay içmeye gelirim, kendimi en özgür hissettiğim yer burasıdır, kafamı kaldırdığım zaman önümde engin denizi görüyorum. Eskiden yaylalara çıkardık orada da evlerimiz çok yüksekteydi, kafamızı kaldırdığımızda uçsuz bucaksız gökyüzünü görürdük; işte bu özgürlük hissine başka hiçbir yerde erişemiyorum ben!”

Trabzon gezisi sırasında Boztepe’de 1892 yılına ait Rus malı bir topun da namlusunu uçsuz bucaksız Karadeniz’e çevirdiğini görüyoruz. Boztepe’nin sonuna doğru iki katlı güzel bir yapı dikkat çekiyor. Sorunca öğreniyoruz ki burası bir kütüphane. Halid Nihat Boztepe Araştırma Kütüphanesi. Boztepe misafirlerinin bir kısmının burada çaylarını içerken kitap okumayı tercih ettiklerini öğreniyoruz kütüphane çalışanından. Bu güzel manzaraya karşı çaylarını yudumlayan, bir yandan da kitaplarını okuyan insanlar…

Hemen her gün Boztepe’ye geldiğini söyleyen ev hanımı Ayşe Sönmez bakın burayı nasıl anlatıyor: “Boztepe bu bölgenin en güzel yeridir bence, aşağıya baktığınızda uçacakmış gibi olursunuz. Tertemiz havası ve muhteşem görüntüsüyle hep bir numaradır burası.” Bölgede esnaflık yapan Ali Serhan ise buraya gelen insanlara şu tavsiyede bulunuyor: “Boztepe’ye çıktığınızda her şeyi unutun, çayınızı içerken sadece bu güzelliğin tadına varın”

Trabzon gezisi : 750 Yıllık Tarihe Yolculuk

Trabzon Ayasofya Kilisesi

Boztepe’den ayrıldıktan sonra rotamızı Trabzon Ayasofyası’na doğru çevirdik. Trabzon’un Yenimahalle semtindeki tarihi müze, şehir surlarının 1,8 kilometre batısında bulunuyor ve denizden 100 metre içeride yer alıyor.

İstanbul’un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra kaçan ve Trabzon’da 1204 yılında yeni bir devlet kuran Komnenos ailesinden Kral 1. Manuel (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan ve bir manastır kilisesi olan Ayasofya adı “Kutsal Bilgelik” anlamına geliyor. Ayasofya’nın hemen girişindeki tabelada Ayasofya Kilisesi’nin günümüzde müze olarak kullanıldığını okuyoruz. Genç Bizans kiliselerinin güzel bir örneği olan yapı, kare haç planlı ve yüksek merkezli bir yapıya sahip. Kilisenin dışarıdan görünüşü gerçekten heyecan verici. Bu heyecanla kiliseden içeriye giriyoruz. Kilisenin içinde gördüklerimiz heyecanımızı birkaç kat daha artırıyor.

Üstün bir işçiliğin görüldüğü taş fresklerde, Hristiyan sanatının yanı sıra Selçuklu Dönemi İslam sanatının da etkilerini görmek mümkün. Bizleri en fazla heyecanlandıran ise Kilise’nin güney cephesiydi. Burada Adem ile Havva’nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde anlatılıyor. Yine güney cephesindeki kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon’da 257 yıl hüküm süren Komnenos’ların sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunuyor. Ayasofya süslemelerinin önemli bölümünü meydana getiren fresklerde İncil’den alınmış konular canlandırılmış. Yapının ana kubbesinin altına rastlayan tabanda çok renkli mermerden yapılmış bir yer mozaiği bulunuyor. Bizi en çok heyecanlandıran şey ise pencere aralarında bulunan on iki Havari’yi tasvir eden fresklerdi.

“Bizans’ın Kalbi Anadolu’da Atıyor”

Müze görevlisi buraya ziyarete gelenlerin büyük kısmının yerli halk olduğunu ifade ediyor. Mayıs ve eylül aylarında yoğunluğun arttığını, bu dönemlerde Ayasofya’yı ziyarete gelenlerin ayda ortalama bin kişiyi bulduğunu söylüyor. Ayasofya’yı dolaşırken Bizans konusunda profesör olan Alman öğretim üyesine rastlıyoruz. Profesör, bu fresklere dünyanın hiçbir yerinde rastlamadığını anlatıyor heyecanla. Türkiye’ye fırsat buldukça geldiğini söyleyen  hoca, “Dünyanın birçok yerinde Bizans Dönemine ait birçok yapı, fresk inceledim. Ancak Türkiye’de gördüğüm örnekler beni her defasında şaşkınlığa uğrattı. Türkiye’nin batıdan doğuya birçok bölgesini inceledim ve gördüm ki Bizans’ın kalbi Anadolu’da atıyor” dedi. Hocaya imrenmeden edemedik doğrusu; öğrencilerini gezdirecekmiş ama onlarla gezmeden önce kendi başına bir ön hazırlık yapıyormuş!

Köftenin En Lezzetli Hali: Akçaabat Köftesi

akçaabat köftesi

Trabzon Ayasofya tarihine yolculuk yaptıktan sonra şimdiki hedefimiz köftesiyle meşhur Akçaabat. Akçaabat, Trabzon’un 13 kilometre batısında şirin bir ilçe. Meşhur köftesinden tadacağız. Orta Cadde denilen yerde başınızı nereye çevirirseniz bir köfteci dükkânı. Soruyoruz, en lezzetli köfteyi nerede yeriz diye. Reklama girecek ama Komaroğlu Köftecisi’ni tarif ediyorlar. Komaroğlu 1965 yılında kurulmuş, ve Akçaabat’ın ilk köftecisiymiş. Babadan oğula bu mesleği üç kuşaktır sürdürüyorlar. Komaroğlu’nun ilginç bir özelliği de bu müessesede sadece Akçaabat Köftesi’nin yapılıyor olması. Köftelerimizi yedikten sonra ortak kanaatimizi söylüyoruz: “Bu köfteler çok lezzetli.”

Bu lezzetin sebebini öğrenmek için mutfağa dalıyoruz ve Usta Ahmet Sağlam’dan Akçaabat Köftesi’nin özelliklerini anlatmasını istiyoruz. Usta Ahmet Sağlam, Akçaabat Köftesi’nin 1930’lu yıllarda yöre lokantacıları tarafından ortaklaşa geliştirildiğini söylüyor. İşin sırrı internete şöyle yansımış: “Akçaabat Köftesi’nin kıyması, 1-2 yaşına kadar her sabah yerel otlar ve tuz karıştırılmış yemlerle beslenen dana ve öküz etlerinden elde edilir. Yani başka bir deyişle, Akçaabat kesim hayvanlarının et lezzeti köftenin lezzetine yansıyor. Akçaabatlı kasaplar bu özel besili dana ve öküzlerin ön butlarındaki etle bir miktar döş etini ve işkembe yağını ya da böbrek yağını karıştırarak kıyma makinasına atarlar. Kıyma hazırlandıktan sonra satın alacağınız miktarla orantılı sarımsak ve sık dokulu ekmek içiyle bir kez daha bu kıymayı kıyarlar. Böylece etin her zerresi köfte harcıyla birlikte özleşir. Köftenin eşsizliği de burada yatar.”

Renkli bir Trabzon gezisi için Akçaabat sokaklarında ilerlerken İsmail Karataş bir yerlerden sesleniyor yine:

“Sen gideli ufağum
Köylere uğramadum
Sen gideli ufağum
Köylere uğramadum
Şimdi halimi görsen
Meyhanelerde kaldum”

Bir önceki Soğukçeşme Sokağı başlıklı yazımızda, İstanbul gezi rehberi, Soğukçeşme sokağı tarihi, Soğukçeşme sokağı hakkında bilgi konuları hakkında bilgiler yer alıyor.

Yazar hakkında

Avatar

Ebulfez Demirdaş

Çocukluğundan beri hayalini kurduğu gazeteciliği, kendi deyimiyle gastecilik eğitimini Marmara Üniversite’sinde tamamlayan yazar, Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları bölümünde yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Tam bir İstanbul âşığı olan yazar, sık sık seyahat ederek yeni yerler keşfetmeyi ve gezdiği yerleri fotoğraflamayı, yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyor.

Yorum Yap